Karakteri, duruşu ve katkısıyla Pablo’nun bu kulübün efsaneleri arasına ismini yazdırdığına kimin itirazı olabilir?
Çorapçı Faruk dahil, onun tek bir sözüyle Arjantinli’yi tuttuğu gibi kolundan Bursa’ya getiren rahmetli İbrahim Yazıcı bile o günlerde, 16 yıl sonra bu ufak tefek adamın bu noktaya gelebileceğine zerre ihtimal vermiş olabileceğini düşünmüyorum.
*
Şimdi bir dakikalığına, bu takımın içindeki bir oyuncunun yerine kendinizi koyun.
Kendisine Bursaspor ile ilgili bir gelecek hayal eden genç bir adam da olabilirsiniz…
Sezon bir an evvel bitsin de, şu takımın formasını giyeyim artık diyen yeni transferlerden biri de…
Dünkü maçtan sonra taraftarların sert eleştirilerini görseniz, “Bu puan kaybı Batalla’ya yazar” diyenlerle, Pablo’nun daima dokunulmaz olduğunu düşünenler arasındaki fikri düelloya tanık olsanız ne düşünürdünüz?
Bu insanlar, kendi yarattıkları efsaneye böyle yapıyorsa, bu denli derin bir fikir ayrılığına düşüyorsa, ben bu durumda olsam bana neler yapmazlar, demez miydiniz?
*
Bu madalyonun bir tarafı…
Diğer tarafında ise futbolun realitesi var…
Nedir gerçek olan peki?
Tüketim hızına futbol dünyasında yetişebilmek mümkün değil.
Her şey değişebilir ama dünün dünde kaldığı gerçeği asla değişmez.
Geçmişte başardıklarınız, bugün karşılaştığınız güçlükler esnasında sırtınızı yaslayıp soluklanabileceğiniz bir duvar olmaktan ziyade, her an yıkılıp sizi altına alabilecek kumdan bir kaleye dönüşebilir.
Hayranlıkla hayal kırıklığı arasında incecik bir çizgi vardır ve dün sizi alkışlayanlar bugün en sert muhalifleriniz olabilirler.
Bunun yaşanmış o kadar çok örneği var ki, biraz hafızanızı yoklarsanız, şampiyon başkan dahil, bir çırpıda onlarca örnek sayabilirsiniz.
Peki benim bu duruma bir itirazım var mı?
Bu coğrafyada yaşıyorsak eğer, olsa bile bunun hiç bir kıymeti olmayacağını bildiğim için tartışmaya bile değer bulmuyorum.
*
Silifke maçındaki hayal kırıklığına bir fatura kesilecekse eğer, üzerine Pablo’nun isminin yazılmasından daha doğal ne olabilir ki?
Lige yenilgisiz devam ediyor olmak, kalesinde en az gol gören takım ya da 10 puan farkla lider durumda bulunmak, nasıl Pablo’ya yazılıyorsa, kayıplar da onun hanesinde olmalı elbette.
Futbolun mizanı söz konusu olduğunda, başka bir adres aransa da bulunamaz.
Hatta Silifke’nin attığı gol öncesinde Abdullah’a yapılan faul bile hakemin salaklığına yönelik cılız bir itiraz olmaktan öteye gidemez.
*
Benim asıl itirazım;
Sezon sonunda dağıtılması gereken karneleri, bugünden alel acele, kızgınlık ya da mutlulukla doldurma telaşı yaşayanlara.
Sizdeki bu telaşla, Silifke 1-1 yaptıktan sonra bizim takımın yaşadığı telaş arasında ne fark var?
*
Sanki hepimiz mükemmel insanlarız…
Herkes görevini kusursuz bir şekilde yerine getiriyor, iş yerinde, evde, her neredeyse.
Mükemmel birer eş ve her birimiz harika birer ebeveyniz. E haliyle herkesin de öyle olmasını istiyoruz demek ki(!)
*
İnsan önce kendine, sonra da sevdiklerine karşı daha acımasız ve hoşgörüsüz olur.
Başkalarına karşı bağışlayıcı olanlar, kendisi ya da sevdikleri söz konusu olunca bu kadar cömert davranmayı beceremedikleri için ne ruhunu dinginleştirebilir ne de sevdiklerine huzur verir.
Futbolu ve kulüpleri, takımları ve bu oyunun içindeki her figürü, teknik/estetik detayları öne alarak değil de, sevgi, sadakat, öfke ve nefret gibi subjektif değerler üzerinden, hele de değişmesi güç ön kabullerle değerlendirdiğimiz sürece, dün kahramanlık pelerini giydirdiğiniz birini, bugün uçmayı beceremiyor diye suçlayabilirsiniz.
Neydi?
Şeyh uçmaz mürit uçurur.