Hani derler ya;
Takım tutar gibi parti tutma…
Yani diyor, biraz objektif ol diyor, biraz faydacı bak meseleye diyor, nefesin kokarken diyor; slogan atıp duruyorsun, komik duruma düşüyorsun diyor…
Kim diyor?
Christian Dior demiyor, aklı olan diyor…
Hele ben…
Takımımı bile tutarken objektif iplere sıkı sıkıya sarılmış bir adam sıfatıyla, siyasete mesafem, Jüpiter’in dünyaya uzaklığından daha yakın olmadı hiç.
Bir ideolojim, bir hayalim bir kavgam yok mu, var tabi…
Namuslu, vatanını seven, şehrinin üzerine titreyenleri tenzih ederek söylüyorum; lakin giderek yozlaşan ve bayağılaşan siyaset arenasına, burnundan soluyacak kadar kızdırılmış halde çıkan bir boğa gibi sağa sola saldırmaktan artık bezdiğim için, sırası gelen matadorun, kılıcını sırtıma saplamasını bekliyorum umutsuzca.
Tek kaygım evlatlarım, evlatlarımız ve henüz doğmamış bebeler.
*
Niye böyle bir peşrev ihtiyacı duydum peki…
Uzunca bir süredir, demokrasimiz zaten bir beşik gibi sallanmaktaydı…
3 gün önce bir sonraki aşamaya, yani Vialand’daki 360 derece adı verilen zımbırtıya dönüştü, birileri fırlayıp gidecek ama kim ya da kimler meçhul…
Artık hiç bir olağanüstü gelişmeye şaşırmayan bir topluma dönüştük.
Meselenin siyasi muhatapları ekranda, sokakta seslerini yükseltirken, bir kısmımız zaten hayatta kalmak adına büyük bir savaş verdiğinden, kendi çığlığından başkasını duyacak durumda değil.
Bir kısmımız ise Esra Erol ve türevlerinin reklama girdiği an günlük gelişmelere kulak kabartabiliyor, sonra hop Kuruluş Osman’a, Şakirpaşa Ailesi’nin skandallarına zıplıyor.
…Ve bizim gibiler de, Pablo’nun gidişine, Adem Çağlayan’ın gelişine, son 7 haftada 5 puanlık farkın nasıl muhafaza edilmesi gerektiğine kafa yoruyor.
Belki komik duruma düşüyoruz ama mecburuz bunları konuşmaya.
Bize de biçilen misyon bu.
Belki kimileri; mahallede yangın çıktığı halde saçını tarayanlara benzetse de, kimin ne dediğinden bağımsız olarak, vazife bizi bekler.
*
Eskiden…
Sevginin büyüklüğü yarıştırılır, kim daha çok seviyor armayı, herkes bunu ispatlamaya çalışırdı.
Şimdilerde…
Kimin daha çok sevilmesi gerektiği konusunda kavga var.
Hoca mı, Başkan mı?
İkisini birden sevmek ve saygı duymak suç ya da ayıpmış gibi.
Hayatın olağan akışında sürekli karşılaştığımız bir durum değil mi teknik patron değişikliği?
Bu kararı, sen/ben romantik duygular açısından ele alabiliriz ama başkanın böyle bir şansı da yok, hakkı da…
O, işin realitesine, bir adım, bir kaç adım sonrasına bakar ve öyle karar verir.
Bize de saygı duymak, koşulsuz desteğe devam etmek düşer.
Sezon sonunda şampiyon olalım da, kupa kimin ellerinde olur, son golü kim atar, son pası kim verir, onu istatistikçiler düşünsün.
Bir de iflah olmaz romantikler.
Açık konuşmam lazım, bir de araya itiraf sıkıştırmak arzusundayım. * 2010 yılından hemen sonra, bir kaç sezon ne yaptığımız, ne istediğimiz ve hatta bizi neyin mutlu etmesi gerektiğini bilmediğimiz yıllardı. Ömrümüz boyunca hiç tatmadığımız, karışık duygular yaşamaktaydık. Lig üçüncüsü olmak bil
Gördüklerimiz, yaşadıklarımız, başımızdan geçenler ne ki, en hafif deyimiyle bundan sonra olacakların habercisi. Bir trenin en öndeki kompartımanında olduğunuzu ve yıllardır devam eden bir yolculuktaymış gibi hayal edin kendinizi. Başlarda manzara nasıl da harikaydı değil mi? Alnımızı dayadığımız
Hani derler ya; Takım tutar gibi parti tutma… Yani diyor, biraz objektif ol diyor, biraz faydacı bak meseleye diyor, nefesin kokarken diyor; slogan atıp duruyorsun, komik duruma düşüyorsun diyor… Kim diyor? Christian Dior demiyor, aklı olan diyor… Hele ben… Takımımı bile tutarken objektif iple
Şimdi söyleyeceklerimin açık adresi yok, ortaya konuşuyorum, muhatapları alır mı bilmem… * Maç sonunda gördünüz… Anıl evladınız olsa, böyle fahiş bir hatanın ardından olayın sıcaklığı ile en iyi ihtimal, kulağını bir çekerdiniz değil mi? Çekmediler… Aslında söyleyecek sözü olanlar, yani gecenin
Kuşadası deyip geçmeyin, küçümsemeyin… 3 Kasım’da oynadığımız ilk maçı hatırlıyorum da; Bize gelirken 8 maçta sıfır çekmiş bir takım olduğu halde, oyun disiplini ve motivasyon açısından hiç de fena değillerdi. Hani derler ya; minare yıkılmış olsa da mihrap yerindeydi… Oyun planına bu denli ‘sadı