Gördüklerimiz, yaşadıklarımız, başımızdan geçenler ne ki, en hafif deyimiyle bundan sonra olacakların habercisi.
Bir trenin en öndeki kompartımanında olduğunuzu ve yıllardır devam eden bir yolculuktaymış gibi hayal edin kendinizi.
Başlarda manzara nasıl da harikaydı değil mi?
Alnımızı dayadığımız pencereden dışarısını seyrederken, her bir ayrıntıyı hafızamıza kazımış, vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştık.
Güzel günlerdi, güneşli günler…
Sonra…
Makinistler değişti, insanlar birbirini yolculuklarda daha iyi tanırlarmış ya, yol tartışmaları başladı, her kafadan bir ses çıkar oldu.
Kimi manzarayı beğenmedi, kimileri trenin hızını, bazıları da istikameti değiştirmek için makaslarla oynadı.
Nitekim değişti de…
Sonrası malum.
Hızlı trenden inip, kara trene bindik sanki.
Hiç bilmediğimiz, hiç görmediğimiz bu güzergah bizi yıllar sonra öyle bir yere getirdi ki, her geçirdiğimiz gün eziyet, her anımız pişmanlık.
Ve ardından ancak birlik olarak bu çukurdan çıkabileceğimizi idrak etmek suretiyle, adeta hepimiz birer “Yusuf”a dönüştük.
*
Şafak saymakla bitecek gibi görünmüyordu başlarken ama şimdi o şafak sökmek üzere…
Bizi nihai hedefe taşıyacak adımların ilkini bitirmeye sayılı gün kaldı.
Sezonun başından beri, tarihçilerin fazla mesai yapmasına neden olacak onlarca rekor kıran, şu alemde ondan başka hiç bir taraftar topluluğunun gerçekleştirmeyi hayal bile edemeyeceği işler başaranlar, bu büyük hikayenin gerçek kahramanlarıdır.
İşte o kahramanlar, bügüne dek yaşadığımız, şahit olduğumuz, zaman zaman canımızı sıkan gelişme ve olayların, üç yıl sürecek hicretin aslında bir fragmanı olduğunu akıllarından çıkarmasınlar istiyorum.
Her yıl, bu kadar şanslı olamayabiliriz.
Puan farklarına aldanmayın, kimi zaman geriye düşebilir, bazen de bizi umutsuzluğa savuracak rüzgarların kucağında bulabiliriz kendimizi.
Daha sert rekabetlere hazırlıklı olun.
Armaya olan bağlılık ve sevginizi, o armayı göğsünde taşıyan oyunculardan esirger, sizden olana acımasız davranırsanız; bizi o bir sene önceden satın aldığımız kombineler bile kurtaramaz.
BAŞKAN NE DEMİŞTİ?
“Beni soyunma odasında göremeyeceksiniz.”
Sezon başında dikkatimi çeken bu yaklaşım, beni o denli mutlu etmişti ki anlatamam.
Birlikte çalıştığımız başkanlara “az olan şeyler değerlidir, oyuncuyla daima temaslı olmak, en gerekli olduğu anda beklenen etkiyi yaratmaz” demiş, ancak yaşamadan anlayamamışlardı.
Oysa Enes Başkan, bir indi pir indi…
Kırşehir maçındaki motivasyon konuşması o denli etkiliydi ki, ilk 45 dakikada dinamit gibi patlattı duyguları.
İşte budur.
HOCAYLA SİSTEM DE DEĞİŞTİ
10 Mart 2025…
“Perşembenin gelişi” başlığı ile kaleme aldığımız yazıda, formasyon değişikliği ile ilgili fikrimizi paylaşmış ve üçlü savunmaya (M.Yiğit-Tahacan-F.Sakı) dönmenin düşünülmesi gerektiğini ifade etmiştik.
Adem hoca yazıyı okudu ve feyz aldı diyecek değilim.
Ancak aklın yolu bir…
Şimdi bu formasyonu görünce, oyuncu performanslarına da bakınca içim ürpermedi değil.
Hazırlık pasları sırasında, ayaklarının iyi olmadığı hissine kapıldığım Mehmet ve Taha, her an büyük patlayacaklar diye endişe ettiğimi itiraf ediyorum.
Üzerinde durulması gereken önemli bir risk bu.
Kırşehir karşısında iyi sonuç verse de kötü zeminlerde, her an başımıza çorap örebilir.
Açık konuşmam lazım, bir de araya itiraf sıkıştırmak arzusundayım. * 2010 yılından hemen sonra, bir kaç sezon ne yaptığımız, ne istediğimiz ve hatta bizi neyin mutlu etmesi gerektiğini bilmediğimiz yıllardı. Ömrümüz boyunca hiç tatmadığımız, karışık duygular yaşamaktaydık. Lig üçüncüsü olmak bil
Gördüklerimiz, yaşadıklarımız, başımızdan geçenler ne ki, en hafif deyimiyle bundan sonra olacakların habercisi. Bir trenin en öndeki kompartımanında olduğunuzu ve yıllardır devam eden bir yolculuktaymış gibi hayal edin kendinizi. Başlarda manzara nasıl da harikaydı değil mi? Alnımızı dayadığımız
Hani derler ya; Takım tutar gibi parti tutma… Yani diyor, biraz objektif ol diyor, biraz faydacı bak meseleye diyor, nefesin kokarken diyor; slogan atıp duruyorsun, komik duruma düşüyorsun diyor… Kim diyor? Christian Dior demiyor, aklı olan diyor… Hele ben… Takımımı bile tutarken objektif iple
Şimdi söyleyeceklerimin açık adresi yok, ortaya konuşuyorum, muhatapları alır mı bilmem… * Maç sonunda gördünüz… Anıl evladınız olsa, böyle fahiş bir hatanın ardından olayın sıcaklığı ile en iyi ihtimal, kulağını bir çekerdiniz değil mi? Çekmediler… Aslında söyleyecek sözü olanlar, yani gecenin
Kuşadası deyip geçmeyin, küçümsemeyin… 3 Kasım’da oynadığımız ilk maçı hatırlıyorum da; Bize gelirken 8 maçta sıfır çekmiş bir takım olduğu halde, oyun disiplini ve motivasyon açısından hiç de fena değillerdi. Hani derler ya; minare yıkılmış olsa da mihrap yerindeydi… Oyun planına bu denli ‘sadı