Namık GÖZ

Namık GÖZ

namikgoz@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Eşitlik toplumsal erdem hale gelmeli
12 Mart 2018 Pazartesi, 08:00

Son 10 yılda 2 bin 337 kadın şiddet görerek hayatını kaybetti. 2008'den önceki istatistikler olmadığı için son 10 yılın rakamlarıyla konuşuluyor. Geçen yıl, 409'a yükselen sayı, 2018'in iki aylık veriler, şiddetin artarak devam ettiğini gösteriyor. Sadece iki aylık kısa bir sürede 75 kadın öldürüldü.
Katledilme nedenlerine gelince... En çok boşanmak istedikleri ve kendi hayatlarına dair karar almak istedikleri için öldürülüyorlar. Sorunun çözümü yönünde hukuki ve toplumsal adımlar atılmadığı için cinayetler devam ediyor.
Kadına şiddet sadece cinayet boyutuyla değil, genel anlamda da vahim hale geldi. Türkiye'de her 10 kadından 4'ü şiddetle karşı karşıya. Nüfusun yarısı kadın olarak hesap edilirse onda dörtlük oranı genel nüfusla ölçeklediğimizde 14 milyon kadının şiddetle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. İlk sırada, İstanbul, İzmir ve Antalya var. Bursa hemen dördüncü sırada. Ardından Adana ve Şanlıurfa geliyor.
Kadına şiddet boyutlarının artması bu konuda duyarlı kesimleri de harekete geçiriyor. Özellikle sivil toplum kuruluşları, sorunun farkına varılması ve şiddet mağdurlarına sahip çıkılması amacıyla ciddi faaliyetler yürütüyor.
Bu soruna duyarsız kalmayan kurumlardan biri de Bursa Barosu. Gönüllü avukatlardan oluşan bu komisyonda 140 avukat görev yapıyor. Bir yıl önce bu komisyonun başkanlığına seçilen Avukat Nazlı Ceren Şendoğan, bir yıldan beri yürüttüğü görevinde, arkadaşlarıyla birlikte canla başla çalışıyor.
Şendoğan, 2013 yılında Maltepe Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra 2014 yılında Bursa'da avukatlığa başlamış. Aslen Malatyalı. Anne ve babası hakim savcı olduğu için geldikleri Bursa'ya yerleşmeye karar vermiş.
Şendoğan'la 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir kez daha gündeme gelen kadına şiddet sorununu konuştuk.

Komisyon çalışmalarını nasıl yürütüyorsunuz? Faaliyetleriniz neler?

Baronun en kalabalık komisyonu bizleriz. 140'ın üzerinde üyemiz var. Öncelikle eğitim çalışmalarına ağırlık veriyoruz. Zaten valilikle ve diğer kurumlarla işbirliği halindeyiz. Şiddete karşı eylem planlarına biz de baro olarak dahil oluyoruz. Bütün kurumlarla birlikte ortak çalışma yürütüyoruz. Örneğin okullara gidiyoruz. Velilere, öğrencilere şiddet tanımına, cinsel suçlara, bilişim suçlarına ilişkin bilgiler veriyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri veriyoruz. Kendi meslektaşlarımıza yönelik eğitimlerimiz de oluyor.

Geçen süre içinde neler gördünüz? Adliyelerimizde kadınlarla ilgili nasıl bir tablo var?

Mesleğe başladığımızda avukatlar genelde CMK hizmeti yaparız. Amerikan filmlerinde olur ya avukat tutacak durumda değilseniz, devlet size avukat atar. CMK'da bizdeki o sistem. Çok fazla mağduriyet var. İnsanlar ne haklarının farkında, ne arayacak durumda. Hukuka erişim o kadar kolay değil. İnsanlar, bir şiddet başvurusuna gidildiği zaman iyi davranışla karşılanmadıklarını, aile içinde bir şey olduğu için yine aile içinde çözülmesi gerektiği konusunda ikna edilmeye çalışıldığını söylüyor. Yargılayıcı sorular soruluyor. Bir yere başvursalar bile orada da umutları kırılıyor. Büyük bir inançsızlık var ve yönlendirmeye ihtiyaç duyuyorlar. Çünkü şiddet vakaları tekrar eder. Genellikle bir kere ile bitmiş şiddet vakası çok nadirdir. Dolayısıyla uzaklaştırma kararı talep eden kadın çok oluyor.

Bu süreçlere rağmen cinayetler işleniyor. Bu neden kaynaklanıyor?

Genel bir toplumsal direniş var bu konuya karşı. Bu bizim geleneksel toplum kökenlerimizden kaynaklanıyor. Kadınların bu tür talepleri hakları bastırılıyor ya da görmezden geliniyor. Bunu bilinçli ya da bilinçsiz şekilde toplumun her alanında görü-yoruz. Çok basit bir şeydir. Evinize hırsız girerse Emniyet'e gidersiniz. Emniyet rapor tutar, dava süreci başlar. Kimse sizi suçlamaz.
Kadın söz konusu olduğunda bu mekanizmaları doğru şekilde işletebilmek için gerçekten çok büyük çaba harcamak gerekiyor. Biz bu kadınlara bunları yapabiliyoruz. Tek başlarına göndermiyoruz. Yine bir şekilde sürece dahil olmaya çalışıyoruz. Çünkü kendi haline bıraktığınızda yine işlemiyor. Bir koruma kararı tek başına bir kadının hayatını korumayabilir. Ama o koruma kararı her seferinde uygulanırsa devlet bu konuda çok ciddi bir politika izlerse, kolluk kuvvetlerine bu konuda düzenli eğitim veri-lirse. Aslına bakarsanız eğitimler veriliyor ancak çok fazla rotasyon olduğu söyleniyor. Eğitim veriliyor o grup başka bir yere gidiyor başka bir grup geliyor. Ama bu tamamen zihniyet meselesi, yani bir kadın şikayetçi olduğunda, ilk hissiyat, 'sen ne yaptın' oluyor. 'Ne yaptın da bu senin başına geldi. Neden onun başına gelmedi' sorularına muhatap oluyor. Mağdur bir kere daha sistem tarafından yıpratılmış oluyor. Başvuranlar buzdağının görünen kısmı. İkincisi bazı şehirlerde ne oluyor ne bitiyor hiçbir fikrimiz yok. Veriler sağlıklı tutulmuyor.
Sonrasında hadi başvurdunuz diyelim. Mağdurlar o kadar yıpratılıyor ki...

Peki, bu kısırdöngüden nasıl çıkılacak?

Öncelikle bunun bir toplum sorunu olduğunu bilmemiz gerekir. Hepimizi etkiliyor. Toplumun bir kısmı gelişirken bir kısmı cinayetlere kurban giderse hiçbir şekilde ilerleyemeyiz. Her bir vatandaşın kadına şiddet ve cinsiyet eşitsizliğinin hepimize zarar verdiğini fark etmemiz gerekiyor. Bu sadece kadınların savunması gereken bir mevzu değil. Hepimizin hayatını olumsuz yönde etkiliyor. Şiddet dediğiniz şey bugün kadınlara yönelir yarın çocuklara, çocuk istismarıyla uğraşıyoruz. Çünkü şiddet bulaşıcıdır. Ne kadar körüklerseniz o kadar alana yayılır ve devam eder. Erkekler açısından sanki ellerindeki bir gücü kaybediyor, egemenliklerini yitiriyormuş gibi bir durum yok. Kadınlar sadece sahip oldukları haklara erişebilmek istiyorlar. Kız çocukları okula gitmek istiyor. Ya da çocuk yaşta evlendirilmemek istiyorlar. Biz kadınlar olarak iş bulmak istiyoruz. Eşit şartlarda çalışmak istiyoruz. Bunlar ne kadar insani temel talepler. Toplumsal değerleri-mizle övünüyoruz. Kadın erkek eşitliği toplumsal değerle-rimizden biri olmalı. Bununla ilgili politikalar
geliştirilmeli. Aleyte beyanlarla her gün aşağılamalarla ya da laf arasında kadın erkek aslında eşit değildir demekle sonuç bu daha da kötüye gidiyoruz. Bir yerden sonra bunu değiştirmek çok daha zor oluyor.

Yaşadığınız bir olay veya dava konusu var mı?

Mesela benim ilgilendiğim bir dosya var. Küçük yaşta cinsel istismara maruz kalıyor bu kişi. Tehditlerle şantajlarla bu birkaç sene daha devam ediyor. Sonra üniversiteye gidiyor bu mağdurumuz ve orada kendine daha yakın hissedebileceği konuşabileceği öğretmenleriyle paylaşıyor durumu. onlar yüreklendirip destek veriyorlar. Gerekli mercilere başvurmasını sağlıyorlar STK'larla iletişime geçiyorlar. Kız kendinde şikayetçi olacak gücü bulabiliyor. Sonra birlikte gidip ifade veriyoruz. İki sene geçti. Hâlâ bir dava yok. Hâlâ kovuşturma, yargılama aşaması yok. Bu süreçler o kadar uzun sürüyor ki. Biz destekliyoruz. Diyoruz ki adalet yerini bulmalı. Kendini daha iyi hissedeceksin. Yapıyor da ama sonrasında iki sene boyunca bekliyoruz. Dosya hâlâ bekliyor. Bunun özelinde değil ama yargılama başlasa bile bu kez hakim karşısında tekrar tekrar anlatmak belki 10 yıl önce fark etmez bir şekilde geçmişte yaşadığı şeyler bir şe-kilde canlanıyor. Ve Süreçlerde destek yok. Tekrar tekrar yaşanıyor.
Bir de yasanın erkeklerin mağduriyetine yol açtığı şeklinde iddialar var.
Bir türlü ciddiye alınmayan bu kadına şiddetle bir de son günlerde anti propaganda başladı. Özellikle 6284 sayılı yasaya karşı ciddi bir propaganda yürütülüyor. Erkeklerin mağdur olduğu evlerinden uzaklaştırıldığı gibi. Bir yerde çok ciddi bir kadın ölümü sayısı var. Dünya ortalamalarında en yüksek sıralardayız. Bir yanda da böyle temelsiz gerçekçeler.
Kadınlara şiddetin boyutu o kadar arttı ki defalarca bıçaklanıyorlar ve herkes buz kesmiş gibi izliyor. Kine dönüştü. Kadın artık nefret edilesi hale getirilmeye çalışılıyor. Dil o kadar sertleşiyor ki artık hakaretlere varan ve aşağılayıcı, küçümseyici cümleler kuruluyor ki nefret gittikçe körükleniyor. Nefret körüklendikçe şiddetin boyutları artıyor.

Bursa'daki durum ve rakamlara yansıması nasıl?

Türkiye'de veri tutabilmek zor. Cumhuriyet Savcılığı'nın çok sağlam bir verisi olması gerekiyor. Birkaç kez talep ettik. Ancak bizimle bu veri paylaşılmadı. Bizim ancak CMK yaparak tuttuğumuz veriler olabilir onların gizlilik ilkesi var. Biz o verileri talep ettiğimizde birtakım sıkıntılar yaşıyoruz. Sadece şunu söyleyebilirim. Bursa çok fazla göç alan bir şehir olduğu için suç oranı çok yüksek. Kadın cinayetleri platformunun istatistiklerinde de Bursa'daki cinayet oranlarının çok yüksek olduğunu gözlemleyebiliyoruz. CMK'da avukatların ücretlerini devlet veriyor. Bütçenin illere dağılımına bakıldığında İstanbul, Ankara, ardından Diyarbakır ve Bursa geliyor. Demek ki suç oranı var ve avukata ihtiyaç duyuluyor. Bu yüzden de bütçe çok. Aslında görüldüğü kadar sakin bir şehir değiliz.

Kadın hakları konusuna ilginiz nasıl başladı?

Hukukçu bir aileden gelince toplumun sorunlarına karşı duyarlı hale geliyorsunuz. Mesleğe başladığımda açıkçası olayların ciddiyetinin çok da farkında olmadığımı anladım. Avukat olmak bambaşka bir boyut getiriyor her şeye. Bütün şiddeti gerçek çıplaklığıyla görüyorsunuz. Yaşananları görüyorsunuz olduğu gibi. Haberlerdeki gibi değil. Gerçekten mağdurlarla faillerle iç içe olunca durumun vahametini fark ediyorsunuz. Bu alanda bir ihtiyaç vardı. Ben de yapabileceğimi düşündüm. Sonuçta faydalı olduktan sonra alan çok fark etmiyordu.

Şiddete uğrayan bir kadın nasıl bir yöntem izlemeli?

Biz eğitimlerde önce şunu anlatı-yoruz. Şiddet denilince kadınların aklına fiziksel ve cinsel şiddet geliyor. Ekonomik ve duygusal şiddet boyutları var. Yani bir kadın fiziksel bir şiddet görmüyor olabilir eşinden ama kadına maaş verilmiyordur ya da kendi maaş kartına el konuluyordur. İzin verilmediği takdirde hiçbir şey alamıyordur. Bu da şiddet şeklidir. Ya da mütemadiyen hakaret ediliyordur. Aşağılanıyordur, küçük görülüyordur. Bu da şiddet sonuçta insanın üze-rinde psikolojik sıkıntıya sebep olabilir. Bunların hepsinin şiddet olduğunu anlatıyoruz. Özellikle fiziksel şiddete maruz kadınlarda, 'Ben bunu hak edecek ne yaptım' önce bunun sorgulaması başlıyor. Sonra karşı tarafa onun yerine özür üretme. 'Çok sinirliydi. Ben de şunu yapmadım. Ondan yaptı' ' Ya da bir daha yapmaz' gibi bahaneler. Kendini ikna etme. Sonra bunun tekrar ortaya çıkması ve sürecin çok daha ağır biçimde tekrar yaşanması. Kendini daha fazla suçlama ben niye bir yere başvurmadım. Sonra yine bir daha yapmaz belki gibi. Bunları anlatıyoruz ve yalnız değilsiniz diyoruz. Çünkü bu tür şeyleri başkalarının yaşadığını bilmek güç veriyor. Başkaları kurtuluyorsa ben de kurtulabilirim inancı gelişiyor.
Bu konuda mücadele eden çok sayıda kurum ve kuruluş olduğunu anlatıyoruz. Buralara başvurabileceklerinden başvurdukları takdirde neleri sağlayabileceğimizden bahsediyoruz.