Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Türkiye'de darbeye darbe diyebilmek
19 Temmuz 2019 Cuma, 08:12

15 Temmuz'un üçüncü yılını geride bıraktık. Zorlu bir coğrafyada; her şeye rağmen istikrarını koruyan Türkiye, üç sene ara ile çok ciddi iki saldırı yaşadı. İlki 2013 Mayıs sonu itibarıyla başlayan Gezi Parkı olayları ki; ekonomimize büyük zarar vermişti. Merkez Bankası verilerine göre sadece bir ayda yabancı yatırımcılar 8 milyar dolarlık çıkış yapmıştı.
Gezi olayları öncesinde yüzde 6,13'e kadar gerileyen yıllık enflasyon, sonraki 3 ayda yüzde 8,88'e kadar yükselirken, işsizlik oranı da yüzde 9 seviyelerinden bir senede yüzde 10,6'ya kadar çıkmıştı. Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 3 ay içinde 164 milyar lira gerilemişti.
15 Temmuz öncesinde, Türkiye'nin notu yatırım yapılabilir düzeyindeydi 2016 yılının ilk altı ayı büyüme oranı %4,9 işsizlik oranı %10,2, enflasyon oranı %7,64, USD/TL kuru 2,87, iki yıllık gösterge faiz oranı %8,7 civarındaydı.
Darbe sonrası uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları hemen not indirimine giderek Türkiye'nin yabancı yatırımcının gözünde riskli bir ülke haline getirmeye çalıştılar. Başarılı da oldular, Türkiye'ye doğrudan yabancı sermaye girişi azaldı. Sıcak para akımları da geçmiş yıllara oranla çok düşük seviyede kaldı ve dövize talep oluştu. USD/TL kurunun bugün geldiği noktaya bakınız!
Bunlar ekonomik kalemlerdeki kayıplarımızdan sadece birkaçı. Şehit ve yaralı gazilerimizin yanında bu rakamların hiçbir önemi yoktur. 15 Temmuz gecesi Türkiye ipten dönmüştür. İddialı bir şekilde söylüyorum ki; Kurtuluş Savaşı'ndan sonra milletçe verilen ikinci varoluş mücadelesidir.
Bu direnişin kahramanları olduğu gibi, Bağdat Caddesi'nde tankları alkışlayanlar da vardı. Ne yazık ki, ilkesel siyasetin yerine "işime öyle geldi" hesabıyla gösterdiğimiz refleksleri; daha sonra pişmanlık duysak da sabıka kaydımızdan silemiyoruz.
Bugün geriye dönüp baktığımızda 18 Temmuz 1968 günü ABD'nin 6.filosuna solun gösterdiği tepkiye karşı, lehte tutum göstermeyen sağ blok için bu hal kötü bir sabıkadır. Çünkü işin özünde emperyalizme bir başkaldırı vardı. Bu ıskalama öyle bir fay kırılmasına neden oldu ki, ileriki dönemlerde öğrenciler arasında sağ sol çatışmalarını doğurdu.
Faydasız pişmanlık noktasında 27 Mayıs1960 darbesi, bu konuda çok ilgi çeken bir örnektir. Şu an hayatta olmadığı için ismini vermediğim ama çok kişinin tanıyacağı ünlü bir siyaset adamımız, daha sonra 27 Mayıs bir hata idi diyerek pişmanlığını itiraf etse de, darbenin ertesi günü yani 28 Mayıs günü Ulus Gazetesi'ndeki köşesinde şunları yazıyordu: "Karanlık günler sona erdi. Günaydın Türk Milleti! Çetin bir medeniyet sınavını, bir hürriyet, haysiyet ve insanlık sınavını sen yalnız,
Türk tarihine değil, insanlık tarihine de şeref sayfaları katacak bir başarıyla geçtin. Dün, Türkiye'de büyük bir inkılap gerçekleşti; kökleşti. Bu inkılap, vatandaşın şuurunda boy verdi, gençlik kanıyla sulandı, ordu ile pekişti. Türk milleti, dün, ordusu ile öğünmekte ne kadar haklı olduğunu bir kere daha gördü. Türk halkı, dün sabah uyandığında, güneşin ışığı ile birlikte hürriyetin aydınlığına da kavuştu.
Bu aydınlığı ona, Türk ordusu, bir büyük müjde olarak, gecenin karanlığında sessiz sedasız hazırlayıp, hak ettiği bir armağan olarak, gün ışığı ile beraber sundu. Sağ olasın Türk ordusu! Günaydın Türk milleti!" (Nuriye Akman 50 kelime)
Maalesef Türkiye'de "1960 darbesi" her 27 Mayıs günü; hürriyet ve anayasa bayramı olarak 1980 darbesine kadar kutlanmıştır.
15 Temmuz gecesi yaşananları buraya almıyorum, ciltler dolusu yaşanmışlıklar var. O gecenin kahramanlarını ve korkup kaçanlarını yazmıyorum. Sadece adres göstermek için; Amerikan FOX Tv; Erdoğan'ın seküler ordu mensupları tarafından görevden alındığını haber veriyordu. Yine ABD medyasında algı oluşturmak adına 15 Temmuz gecesi Erdoğan'ın Malezya ya da Almanya'ya kaçtığını iddia etmişti.

EKONOMİK ANLAMDA KAYIPLAR YAŞANDI

Bu darbeyi kim yaptı? Cevap olarak hep bir ağızdan FETÖ diyoruz ya; Bu cevap doğrudur ama eksiktir. Çünkü FETÖ ve bu tip yapılanmalar süreç boyunca NATO'nun eldiveni olmuştur. NATO'ya girdiğimiz 1952 yılından bu yana NATO, bütün suçları işlemiş ama eldiven sayesinde parmak izi bırakmamıştır.
NATO demek ABD demektir. 15 Temmuz da darbeler tarihimizde her zaman olduğu gibi bir ABD darbesidir. Türkiye'de sadece yönetim değişimi değil; asıl hesap iç savaş planlanmıştı. Bu konuda ilginç bir açıklama Suriye Demokratik Türkmen Cephesi Başkanı Abdülkerim Aga'dan "Darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi, sınırın Suriye tarafında binlerce DAEŞ ve PKK/YPG militanı pikaplarda hazır bekletildi. Buna bölgede savaşan Türkmen kardeşlerimiz şahit oldular. Eğer Türk halkı kendisini tankların önüne atıp bu darbeyi önlemeseydi binlerce militan Türkiye'ye geçecekti"
Türkiye'ye gezi olayları, 17-25 Aralık yargı kılıflı saldırı ve 15 Temmuz darbe girişimi ekonomik alanda çok büyük kayıplara neden oldu. Türkiye için bu yüksek bedeller unutulmasın ki bağımsızlık bedelidir. 15 Temmuz gecesi verdiğimiz şehitler ve gazilerimizle yapılan direniş; Çanakkale ruhunun ikinci kez kuvveden fiile çıkmasıdır.
Bilinmelidir ki; Türkiye'de hangi siyasi parti iktidara gelirse gelsin ABD emperyalizmine karşı çıkıp, bağımsızlık mücadelesi verirse; AK Parti'ye, Cumhurbaşkanımıza yapılan saldırılar onlara da yapılacaktır. Bu nedenle "amasız ve koşulsuz olarak, önüne arkasına ilaveler yapmadan" 15 Temmuz darbesine Milletçe darbe diyebilmeliyiz. Yenikapı'da Türkiye pozitif bir ambians yakalamıştı. Bütün din temsilcileri oradaydı, siyaset; iktidar muhalefet oradaydı, tabi ki 27 Nisan muhtırasına karşı duran Erdoğan, darbeye milletiyle beraber karşı koyan Erdoğan sürecin tartışmasız kahramanıydı.
Darbe gecesi tankların arasından sıvışıp kaçanlar küçük hesaplarla (kıskançlık) bu birlikteliği bozmak istediler. Nitekim bozdular. Bahane:20 Temmuzda alınan OHAL kararı idi. Fransa'da iki bomba patlıyor OHAL ilan ediliyor, bizde darbe girişimi var, tedbir almayacaktık öyle mi? Bakınız 17-25 Aralık sürecinden sonra hatırladığım kadarıyla darbe gününe kadar meslekten ihraç edilebilen hakim savcı sayısı beş bile değildir. Yasalarla verilen güven altında görev yaparlar. Ohal sayesinde bu kişiler yargılanabildiler.
Son söz; bir kesimimiz hâlâ "Kontrollü darbe, tiyatro" gibi ucuz söylemlere sarılırsa; bu yapılana en hafifinden siyasi işportacılık denir.