Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Sistemi tartışmak -1-
26 Temmuz 2019 Cuma, 08:50

Ülkemizde sistem tartışması cumhuriyetin ilk yıllarında da gündeme geldiği iddia edilse de çok cılız kalmış olmalı ki elde bir veri yoktur. Çok partili döneme geçince; Demokrat Parti peş peşe girdiği üç seçimi de kazanmıştır.
Fötr karşısında kasketin bu denli galibiyeti hazmedilemedi ve bir darbe ile DP iktidardan uzaklaştırıldı. 1960 sonrası yapılan anayasa; "İktidarda olmasam bile iktidarı kontrol edeyim" tedbirlerinin alındığı bir anayasadır. TBMM, yeni ihdas edilen Anayasa Mahkemesi ile, hükümetler de Danıştay'la kontrol altına alınmıştır. Bu yapı bürokratik oligarşiye dönüşen bir yapı olmuştur. Sistem öyle bir görüntü vermiştir ki; Bürokrasi devletin çoğunluk hisselerinin sahibidir.
Milli irade ile gelen başbakanlar da bir nevi genel müdür konumundadır, vesayet altındadır. Bürokrasi istediği zaman, deyim yerindeyse, kıdemsiz ihbarsız hükümetlerin işine son verme yetkisini haizdir. Nitekim çeşitli gerekçelerle ve kısa aralıklarla müdahaleler yapılmıştır.

Tek parti dönemi CHP iktidarında ve Demokrat Parti iktidarında, hükümet kurulması noktasında istikrarsızlık yaşanmadı ama 1960 sonrası koalisyon dönemleri, dolayısıyla kısa ömürlü hükümetlerle istikrarsızlık başlamıştır. Fransa'nın başkanlık sistemine geçişindeki gerekçe: 70 yılda 104 hükümetin iş başına gelmesiydi. İtalya 69 yılda 63 hükümet kurunca koalisyonu yasaklamak yönünde yasa çalışmaları yaptı. Bizde de başkanlık sistemine geçmeden önce 26 genel seçim ve 67 hükümet kuruldu.

28 gün ve 30 gün ömürlü hükümetlerimiz var. Kurulan 67 kabineden 30 kabinenin ömürlerine bakalım; 15 kabinenin ömrü altı aydan az, diğer 15 kabinenin ömrü bir yıldan azdır. Böyle bir ülkede istikrardan söz edilemez. George Washington'dan bu yana 220 yılda ABD'de Donald Trump' un 45.başkan olduğu düşünülürse; başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasındaki istikrar farkı daha net gözükür.
Türkiye'de 1960 sonrası parlamenter sistemin yaşadığı krizler ve tıkanıklıklar, yeni ve işleyen sistem talebini/arayışını doğurmuştur. Bu konuda sol siyasi gelenek statükodan yana tavır alırken, muhafazakar, liberal, milliyetçi kanat değişimden yana olmuştur.

Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Muhsin Yazıcıoğlu ve Devlet Bahçeli-Recep Tayyip Erdoğan yeni bir sistemin gerekliliğini savunmuştur. Süleyman Demirel, Özal'ın konuyu gündeme getirdiği dönemde "konjonktürel bir talep" demiş olsa da kendisi Cumhurbaşkanı olduğunda; başkanlık sisteminin gerekli olduğunu teslim etmiştir.

Bu düşüncesini 1997 yılında yaptığı bir konuşmada, "Ben, 4 sene 3 aydır Çankaya'da oturuyorum. Bu süre içinde tam 6 tane hükümet onayladım" diyerek parlamenter sistemin eksikliğini dile getirmiştir. (O dönemde genel seçimler beş yılda bir yapılıyordu, istikrar sağlayan bir sistemde altı hükümet; dört sene üç ayda değil, ancak otuz senede kurulabilir)

Parlamenter sistem içinde cumhurbaşkanı seçimleri de tıkanıklığa neden olmuştur. Cemal Gürsel'in seçiminde rakipler askerlerce tehdit edilmiştir. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'ın Cumhurbaşkanlığı; darağacı gölgesinde verilmiş bir karardır. Hesapta olmayan 6.Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ten önce, 1971 muhtırasının Kara Kuvvetleri Komutanı, adaylıktan önce de Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler Cumhurbaşkanı olarak düşünülüyordu. Ankara'da her yer asker kaynıyordu, meclis askerle çevrilmişti, kuliste askerler, meclis genel kurul localarında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ve generaller adeta "seçmeyin de görelim" pozu veriyordu.
Ama o gün, sivil siyaset başarılı bir direnç göstererek dayatmayı kabul etmedi. Darbeci Faruk Gürler'i Cumhurbaşkanı yapmadı ama; onun yerine yine bir asker olan eski deniz kuvvetleri komutanını Fahri Korutürk'ü cumhurbaşkanı seçti.

12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren ise anayasa oylaması ile rakipsiz seçilmiştir. Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Necdet Sezer mecliste pürüzsüz seçilse de Abdullah Gül'ün seçiminde 367 diye bir dayatma icat edilmiş yine kriz çıkmıştır. Türkiye e-muhtıra ile tanışmış, TSK siyasi alana müdahale sinyali vermiş ve TBMM'de erken seçim kararı alınmıştır.
Oysa cumhurbaşkanının tek dereceli (direkt halk tarafından) seçilmesi halinde ülkede bu tip bir kriz yaşanmaz.