Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Muhalefeti değiştirmek
05 Temmuz 2019 Cuma, 08:09

Kapitalizmin annesi olarak bilinen ve sertliğiyle ünlü İngiltere'nin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher'e, en önemli icraatı sorulduğunda; rakibi İşçi Partisi'ni değiştirdiğini, rakibindeki politika değişimini göstermişti.
Muhafazakar Parti'den iktidarı devralabilmek için Tony Blair öncülüğünde İşçi Partisi'nde "yeni sol, üçüncü yol" söylemi ve politikaları geliştirilmişti. Özet olarak anlatmak gerekirse; geleneksel sol ve sosyalist ideoloji; toplumsal hak ve özgürlükler ile emekçi sınıfların çıkarlarını önceler, karşısında ise sermayenin ve girişimcilerin haklarını gözeten liberal ekonomici yapı vardır.

Yeni sol / üçüncü yol (bir ara Blairizm olarak da anılmıştır) sadece emeğin işçilerin değil, toplumda sınıflar arasında tercih yapmadan tüm kesimleri gözeten bir siyasi düşünce olarak sunulmuş, "Liberal sol sentez" olarak adlandırılmıştı.
Bu sentezin batılı demokratik rejimlerin, yeni bir ideolojik tercihi olacağı fikri de ciddi yaygınlık kazanmıştı. Zaten Tony Blair'in ilk icraatlarından biri de özelleştirmelere karşı olan parti tüzüğündeki devletleştirme maddesini değiştirerek işe başlamak olmuştu. Sendikaların temsilcisi görüntüsünden uzaklaşarak 1997 seçimlerini bu yeni sentezle kazanan İşçi Partisi, ilk iki yıldan sonra bu sentezi anmaz olmuştu.

2001 seçimlerine gelindiğinde Yeni sol / üçüncü yol söylemi yerine; Tony Blair için "Yeni Muhafazakar" hatta "Yeni Thatcherist" olduğu tartışılıyordu. Çünkü toplumdaki gelir dağılımı adaletini daha fazla ihlal eden, aynen muhafazakar iktidarlar dönemindeki gibi yoksul ile zengin arasındaki uçurumu daha da büyüten Blair, işçi sendikaları ile bağlantısını da iyiden iyiye kesmiş, işadamları ve zenginler ile bağlarını daha da güçlendirmişti.

Thatcher'ın "yerinde icraatlarını" ve "doğru yanlarını" açıktan açığa savunan Blair, "o dönem"i tümüyle kötülemekten kaçınıyor ve "Ama artık onun ötesine geçelim ve daha iyisini yapalım" şeklinde konuşuyordu.

Seçim kazanma noktasında değerlendirirsek haksız mı idi? Her ne kadar seçime katılma oranı düşük olsa da (%58) Tony Blair liderliğinde İşçi Partisi 2001 seçimlerinde 659 sandalyeden 413'ünü alarak büyük bir başarıya imza atmıştı. Seçim kazanılmıştı ama İşçi Partisi de Muhafazakar partiye evrilmişti. Sonuçta Tony Blair'le bir değişim değil bir başkalaşım yaşanmıştı.

Türkiye'de ise Deniz Baykal, İsmail Cem; Anadolu Solu'nu gündeme getirmişti. Burada da serbest piyasa ekonomisinin zararlı yönleri devletçe giderilmek üzere kabul ediliyor, çoğulcu demokratik bir düzen içerisinde farklı kimliklerin, farklı görüşlerin bir arada yaşama ve gelişme hakkının verilmesi esas alınıyordu. (Anadolu Solu'nda; İdris Küçükömer Kemal Tahir gibi sol aydınların görüşleri esinti yol göstericidir. Yerlidir ve bu topraklarda yaşamış medeniyetlerin kültürel değerlerini birer zenginlik olarak sentezler.. özünde devlet odaklı siyasetin yerini insan odaklı siyaset almaktadır.)

Bu fikri hareket aynı zamanda CHP'nin "merkezci, elitist, devlet partisi" algısından kurtaracak bir yeni siyasi yürüyüş olacaktı.

Nitekim Bülent Ecevit liderliğindeki CHP'de 1973 seçimlerinde, halkla parti arasındaki mesafeyi kısaltmaya yönelip; o merkezci duruşunu değiştirince; üst üste iki seçimin birinci partisi olmuştu. O dönemin siyasetini belirleyen ekipte de Deniz Baykal vardır.

Anadolu solu söylem olarak dillendirildi ama İsmail Cem DSP'ye geçince Baykal yalnız kaldı. Hatta Baykal, için partiyi ulusalcı bir çizgiye taşıdı suçlamaları yapılsa da Baykal; duruşunu değiştirmediğini iddialı bir şekilde söylemiştir.

Deniz Baykal CHP'nin başından özel bir operasyonla uzaklaştırılınca; yerine getirilen Kılıçdaroğlu, selefinin ne siyasi derinliğine ne de entelektüel birikimine sahip değildir. Bu nedenle de girdiği bütün seçimleri kaybetmiştir. Kılıçdaroğlu CHP'si yeni bir siyasi anlayış ortaya koymasa da sistem değişikliğinden dolayı ittifaklar sayesinde seçim kazanma şansı ortaya çıkmıştır. Zaten tek hesabı siyaset üretmek değil, oportünist reflekslerle ne olursa olsun seçim kazanmaktır.

Bu meyanda 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığını kabul ederek partisinden HDP'ye oy kaymasına neden olmuş, HDP yüzde on barajını geçmiştir. 2018 cumhurbaşkanı ve milletvekili seçiminde de, onbir sene önce TBMM'de yapılan oylamaya katılmayarak 367 gibi bir hukuksuzluğun yaşanmasına katkı koyan Kılıçdaroğlu bu sefer aynı Abdullah Gül'ün çatı aday olması için uğraşma ilkesizliğini göstermiştir.

2019 yerel seçimlerinde ise Ankara ve İstanbul'da seçim kazanan adayların kimliklerine bakınca; partide bir farklılık olduğu aşikardır.. CHP'de yaşanan bu sürecin değişim mi yoksa başkalaşım mı olduğunu çokça tartışacağımıza kuşku yoktur.