Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
İstikrar
20 Eylül 2019 Cuma, 09:06

İstikrarı sağlamada neden bu kadar başarısız olduğumuz konusu, beynimi devamlı meşgul ede gelmiştir. Yaptığım bazı tespitlerin özetlerini hatta dip notlarını kayıt altına almak istiyorum.

Cumhuriyet devletini kurduğumuz 23 Nisan 1920 tarihinden bu yana dört adet anayasa yaptık. (1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu,1924Teşkilat-ı Esasiye Kanunu,1961Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası) 1961 ve 1982 anayasaları askeri darbeler sonrası yapılan anayasalardır. 27 Mayıs 960 darbesinden 1980 darbesine kadar, 27 Mayıs'ı "hürriyet ve anayasa bayramı" olarak kutladık. Benim kuşağım çok iyi hatırlayacaktır, O gün okullar tatil olurdu. Resmi zevatın zorunlu olarak kutladığı ama halkın içini buruklaştıran idam sehpalarını hatırlatan bir bayramdı bu.

Bugün yürürlükte olan 1982 Anayasası'nda değişiklik yapmaktan yorulduk. (başlangıç metni ise iki kez değiştirildi) halen; yeni anayasa konuşuyoruz.
Çok partili döneme geçtiğimiz günden bugüne; tam dört kez darbelendik. (27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997)

Öyle ki; darbe sanki müktesep hakmış gibi gelenek halini aldı. Hem yapanlar hem de muhatap kitle için bir fenomen olarak var oldu, belirleyici oldu. Ta ki 27 Nisan e-muhtırasına rest çeken bir hükümet çıkana kadar. Bu karşı çıkış 15 Temmuz darbe girişiminin milletçe bastırılmasının temel taşı olmuştur.

Bilindiği gibi darbelerin gerekçesi hep aynı ola gelmiştir. Her darbenin kendisini meşrulaştırmak için öne çıkardığı resmi hurafelere iman eden, darbe sabahı darbe amentüleri terennüm eden birçok kişi ve kesimi gözlemledik. Darbelerde öne çıkarılan, fakat zamanında ciddi bir entelektüel sorgulamaya tabi tutulamayan egemen görüşlerle karşılaştık. Devletçi seçkincilerin, keza sanayici ve işadamı derneklerinin normal dönemdeki söylemlerine bakarak darbelere karşı olmalarını iyi niyetle bekledik. Geriye dönüp baktığımızda gördük ki yanılmışız. 1960, 1971, 1980 ve 1997 karartmalarında, demokrasinin kesintiye uğratılmasına sebep olan hiçbir müdahale, bu kesimin sınıfsal çıkarlarına zarar vermemiştir. Oysa bu dönemler hukukun rafa kaldırıldığı, başka bir ifade ile sembolize edersek namlu hukukunun meriyette olduğu dönemlerdir.

1960 darbesinden sonra kurulan Yassıada askeri mahkemesince verilen kararlar, karar süreçlerinde yaşananlar incelendiğinde; namlu hukuku ifadesi; meramı anlatmaya yetersiz kalır. Sonuç olarak; Demokrat Parti siyasi olarak yargılanmış hiçbir somut ve net kanıta dayanılmaksızın başbakan Adnan Menderes ve iki bakanı, Zorlu ile Polatkan idam edilmiştir. Demokrasi tarihimizin en ciddi yüzkaralarından biri olan bu karar Türk yargısına da vurulmuş olan büyük bir darbedir. Benzer nitelikteki kararları 1971 askeri müdahalesinden sonra oluşturulan sıkıyönetim mahkemelerinin verdikleri kararlarda da görmekteyiz. Bu dönemde, bir hukuk devletinde olması gereken kurallara uyulmadan birçok kişinin özgürlükleri mahkeme kararlarıyla kısıtlanmıştır.1980 darbesinden 1983' e kadar süren askeri yönetim döneminde de yine sıkıyönetim mahkemeleri aracılığıyla hukuk devleti sınırlarını aşan kararlar verilmiştir.1997 müdahalesinde de idarenin tasarruflarını yönlendirmeler, kurulan çalışma grupları, fişlemeler, uygar ülkelerde rastlanmayan, gerek hukuk gerek demokrasi alanında lekelendiğimiz dönemler olmuştur.

Yönetimde istikrarı engelleyen nedir? Birinci Cumhuriyet hükümetini kurduğumuz 30.10.1923 tarihinden bu yana parlamenter sistemde 65 hükümet kurduk. 66. Hükümet; Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde 10 Temmuz 2018 tarihinde kurulmuş olup halen görevdedir. Kısaca 96 yılda 66 hükümet kurmuşuz. Aritmetik ortalamaya göre de bir hükümetin ömrü bir buçuk yıldan azdır. Parlamenter sistemdeki 65 hükümeti sürelerine göre sıralarsak aşağıdaki tabloyla karşılaşırız.

6 aya kadar ömrü olan hükümet sayısı 16
6 ayla 1 yıl arası ömrü olan hükümet sayısı 17
1 yılla 2 yıl arası ömrü olan hükümet sayısı 13
2 yılla 3 yıl arası ömrü olan hükümet sayısı 8
3 yılla 4 yıl arası ömrü olan hükümet sayısı 8
4 yıldan fazla ömrü olan hükümet sayısı 3

(Dört yılı geçen kabineler; 1.Demirel kabinesi 4 yıl 6 gün,1.Özal kabinesi 4 yıl 8 gün 1.Erdoğan hükümeti 4 yıl 5 ay 16 gün)
Önemli bir not; (ikinci Ecevit hükümeti 30 gün, İkinci Çiller hükümeti 28 günlüktür)

Yine çok partili dönemde erken seçime gitmek geleneksel bir hal almıştır. Böyle bir ülkede istikrar olamayacağı açıktır. Başkanlıkla yönetilen ABD'de 1788 yılında başkan seçilen George Washington'dan bu yana 231 yılda Donald Trump dahil 45 başkan görev yapmıştır. ABD Başkanlık sisteminde erken seçim olması, teorik olarak bile düşünülmez. Çünkü başkan çekilse bile başkan yardımcısı süreyi başkan olarak doldurur ve yönetim devam eder: seçime gidilmez.

İstikrar olmayan bir ülkede de hiçbir kalıcı başarıdan söz edilemez. Zaten böyle ülkelerde siyasi alan çoğu kez demagoglara kalır. Devlet yapılanmasında ise kuvvetler ayrılığı yoktur asker sivil bürokrasinin hakimiyeti vardır.
Türkiye'de siyasetin dizayn edilmesinde hep hedefler olmuştur. Gerekçe ve koşulların oluşturulması ise hedeflere göre üretilmiştir.

Türkiye'nin yükselebilmesi için önündeki tek seçenek istikrardır. Yönetimde istikrarı yeni modelle sağlayacağımızın da alternatifi yoktur. Bugün beyin sulandırmaya çalışanların gerçek gerekçeleri istikrardan zarar görmelerinde yatmaktadır. Bu kesim siyaseti ve siyaset kurumunu her zaman etki altına almak ister, isteyecektir de.

Bu kesimden zarar görenler bile çoğu kez defacto bir çıkar ortaklığına girebilirler. Hatta eski düşmanları yeni dostlar olarak görebilirsiniz.
Onlar için istikrarsız, dolayısıyla iktidarsız bir Türkiye kısa mesafeli çıkarlarına uygun düşer.

Türkiye'nin yol haritasında, demokratikleşme, özgürlükler ve hukuk devletine uzanan seyirde yol almak vardır. Bu haritada eskisi gibi gecekondu mantığı yoktur. Eskimiş soğuk savaş kalıplarından sıyrılmalıyız. Deyim yerindeyse kentsel dönüşüm zorunludur. Bugün yeni sisteme karşı duruş gösterenleri, belediye ekiplerine direnen kaçak yapı sahiplerine benzetiyorum.