Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Çelişkilerimiz
14 Eylül 2019 Cumartesi, 11:42

Günümüz dünyasında olduğu gibi, ülkemizde de kendi toplumunun değer yargıları ve sorunlarıyla, dünyadaki yönelişi bilimsel bir disiplinle yorumlama becerisine sahip, pozisyon belirleyebilen, popülist maceralardan uzak aydınlar/sanatçılar, ve siyasi liderler olagelmiştir.

Lider ve aydınlar üretken olduklarından toplumlarında önder ve örnek alınan insanlardır.
Yine toplumlarda lider ve aydın taklitçiliği yapan demagoglar da, her devir olagelmiştir. Bunlar günü kurtarma adına, esen rüzgara göre yön değiştirirler.
Halkının zayıf noktalarından yararlanarak toplumun hassasiyetlerini istismar etmede sakınca görmeyen bu grup, söylem ve eylemlerinde, ne etik ne de ilkesel bir sancı duymazlar. Aydının tanımını yaparken unutulmaması gereken en önemli nokta: Aydın kişinin üretken oluşudur.

Bilgiye/çok bilgiye sahibi olmak, tek başına insanı aydın yapmaya yetmez. Aydın kişi taşıdığı bilgiyi çevresi için, insanlık için doğru kullanma sorumluluğu taşıyan ve üretken olabilen kişidir. Eskilerin deyimiyle "malumat sahibi olmakla, ilim adamı olmak arasında fark vardır" Doğal olarak aydın kişinin derinliğini inisiyatif kullanabilme yetisi ve cesaretiyle ölçebiliriz.
Örneğin; Galileo bu bağlamda derinliği olan, örnek alınması gereken bir aydındır. İktidar ve kilise tarafından önce idama sonra da ömür boyu ev hapsine mahkum edilen Galileo, mahkeme esnasında "dünya yine de güneşin etrafında dönüyor" demiştir. Aydın olmak göze almayı gerektirir. Çünkü aydın ahlaklı insandır. Ahlakın doğru tarifi de "İnanılan doğruların insan davranışlarına yansımasıdır" Galileo doğru bildiğini idam terazisinde söyledi. Bugün herkes Galileo'yu bilir ama onu cezalandıran iktidar, kilise ve mahkeme heyetinden hiç kimse isim olarak bilinmez!

12 EYLÜL DÖNEMİNDE BİR SOLDAN BİR SAĞDAN ASIN

Bizde de, dünya tarihinde de benzer olayları hem negatif hem de pozitif boyutuyla örneklendirmek mümkün. Tarihten günümüze değin gösterilen reflekslerin arka planına baktığımızda gerekçelerin birbiriyle örtüştüğü gerçeğini görürüz. Bir yanda liderler, aydınlar (ahlaklı insanlar) vardır, diğer yanda oportünist demagoglar.

Ülkemizde gerek bugün gerekse yakın tarihimizde gündem değerlendirmesi yaparken olayları doğru okuma adına bu tanımları hatırlatmak zorunda kaldım. Bir gerçek var ki; müşterek paydadan sapmada ülkemizde öncülük yapması gerekenler Galileo duruşu göstermiyor, günlük kâr zarar hesabı yapıyorlar. Örnek mi? Amerika'nın 6.filosunu sol protesto eder, sağ kesim sola inat olsun diye benimser. 12 Mart döneminde sol silindirle ezilir, sağ kesim idamlardan memnundur. Oysa 1960 darbesinde de Menderes ve iki bakan için gözyaşı dökmüş bir sağ cephedir bu. 12 Eylül döneminde de bir soldan bir sağdan asın eşkıyalığı bile aklımızı başımıza getirmedi ki; 28 Şubat döneminde sol; kendisinden beklenen demokrat tavrı ortaya koymadığı gibi militan demokrasi safsatalarını sahiplenenleri de gördük.

Bugün Türkiye gündemi hızla değişirken güvenlik en başta geliyor. Etrafımız ateş çemberi. Nato müttefiklerimizin fiiliyatta düşmanlıklarını görüyoruz. Böyle bir ortamda; Savunma amaçlı kararlarda örneğin S-400 alımında muhalif kesimde milli bir duruş var mı? Bırakın milli duruşu "bu silahlar neden alındı bize kim saldıracak" sorusunu ana muhalefet lideri nasıl sorabildi hâlâ anlamış değilim. Dün açılım sürecinde AK Parti'yi suçlayanlar; PKK ile ilişkisi devletçe tespit edilen üç belediyeye kayyım atanmasına nasıl ses çıkarabilirler. HDP kazandığı belediyelere bir de eş başkan atar,bu kişi seçimle gelmiyor ve kanunlarımızda olan bir yapılanma değildir. İddia edilen bir şey var ki eş başkan Kandil'in başkanıdır.

Sosyal medyada isimlerinin başına T.C.koyanlar, HDP'li başkanlardan bazılarının internet sitesinden bayrağımızı çıkardığından haberi yok mu?
Özel bir hastanenin özel bir bölümünde yaralı PKK teröristini tedavi ettirip dağa gönderen belediye başkanının yanına Ekrem İmamoğlu'nun sizinleyiz desteğiyle gitmesini kim izah edebilir. Aslında izahı var! Eğer çocukları dağa kaçırılan anaların yanına değil de devletin başkanlıktan uzaklaştırdığı kişilerin yanına gidiliyorsa; arada bir ilişki vardır bir diyet borcu vardır.

ŞİMDİ FOTOĞRAF FARKLI

Ağaçlar katlediliyor diye eylem yapanlar, Kaz Dağları için destek mesajları atan sanatçılar! Gezi olayları ile vandallığın zirvesini gösterenler, ormanları biz yaktık, hatta fabrika yangınlarını biz çıkardık diye itirafta bulunan PKK karşısında neden sesiniz soluğunuz kesildi.

Bir sol sitede İmamoğlu'nun Cengiz Holding'i ziyaretini dahi siyasi bir zafer olarak haber yaptılar. Oysa uzun bir süredir Holding sahibi için "milletin nokta nokta" küfürlü ses kaydı hakkında haber yaptılar. Şimdi ise fotoğraf çok farklı. Bu değişim mi yoksa sahtekarlık mı?

Benim anlatmak istediğim toplumun önünde olması gereken kimliklerin doğru yerde durmaları, lider ve aydın davranışı sergilemeleridir. Oportünist sapmalara düşmemeleri isteğidir. Aksi halde hem siyaset kurumu itibar kaybeder, hem de ülke zarar görür.

Son olarak çelişki olarak gördüğüm ve bir türlü hazmedemediğim fiili bir durum var ki; o da bence yanlış birlikteliklerdir.
Demek istediğim şu; İYİ Parti ile Saadet Partis'nin CHP ve HDP ile aynı kefede gözükmeleri, aynı yöne baktıkları algısıdır. Bu yapının değişeceği umudumu da ısrarla taşıdığımı belirtmeliyim.