Hayrettin ÇAKMAK

Hayrettin ÇAKMAK

hayrettincakmak@hotmail.com
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Çankaya'dan Beştepe'ye (3)
11 Ekim 2019 Cuma, 09:14

Çok uzun bir sürecin sonunda kısaca 29 yıl sonra sivil cumhurbaşkanları dönemiyle tanışma fırsatımız oldu.
Ne yazık ki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde meşruiyet tartışmaları 1989'da Özal'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi sırasında da yaşandı. Org. Kenan Evren'in görev süresinin 1989'da dolması üzerine Başbakan Özal adaylığını ilan etti.
ANAP 1987 seçimlerinde yüzde 36 oy almıştı. Tek başına iktidardı, 1989 yerel seçimlerinde ise ANAP'ın oy oranı yüzde 21.75'e düşmüştü. DYP lideri Demirel ve SHP Genel Başkanı Erdal İnönü, Özal'ın Cumhurbaşkanlığı'nın meşru olmadığı tartışmasını başlattı. Demirel Cumhurbaşkanı Özal'ın Çankaya'daki davetlerine katılmadı. Bu iki lider (Demirel ve İnönü) daha da ileri giderek;1991 seçimleri kampanyasında Özal'ı Köşk'ten indireceklerini de ilan ettiler. Gerekçeleri de 1989 yerel seçimlerinde ANAP'ın oy oranının %21.75'e inmiş olmasıydı.
Oysa Cumhurbaşkanını yerel yöneticiler değil, TBMM seçiyordu ve mecliste bulunan milletvekilleri de 5 yıllığına seçilmişlerdi.
Nitekim 1991 seçimlerinde DYP ancak %27 ile birinci parti olurken az bir farkla %24 oyla ANAP ikinci parti olmuş ve 1989 yerel seçimlerine göre oyunu artırmıştı
Ama gereksiz bir şekilde ortam gerilmiş ve tartışma alevlenmişti diyemeyiz nedeni de; Cumhurbaşkanı halkoyu ile seçilmiyordu. Bu nedenle parlamenter sistemden kaynaklanan krize çevrilebilir bir sistem iklimi vardı.
Sonuçta merhum Özal 263 oyla yıllar sonra sivil cumhurbaşkanı olarak seçilmişti.
Merhum Özal'ın 1993 yılında beklenmedik ölümü üzerine, Demirel %27 oy almış bir partinin lideri olarak ancak koalisyon ortağı SHP'nin desteğiyle cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Özal'ın 263 oyla, Demirel'in ise 244 oyla seçilmesini kendisine hatırlatan gazetecilere, Demirel: "263 oyla seçilen birinci sınıf Cumhurbaşkanı, 244 oyla seçilen ikinci sınıf Cumhurbaşkanı olur diye düşünürseniz, bu yanlıştır. Anayasa'daki hükümler çerçevesinde seçilen herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı'dır" diyordu.

SINIRSIZ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Demirel'den sonra Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer Anayasa Mahkemesi'nden, Çankaya'ya çıkarılmıştır. Keşke çıkarılmasaydı. Sezer Anayasa Mahkemesi'nde %10 seçim barajı için açılan davada ret kararı verirken, Cumhurbaşkanı olarak barajın düşürülmesini istemiştir. Cumhurbaşkanlığı makamının yetkilerinin azaltılmasını isterken, o yetkileri hükümetle ters düşecek şekilde kullanmıştır.. Sınırsız ifade özgürlüğünü savunmuş, dil yasağının kaldırılmasını istemiş, 12 Eylül Anayasası'na karşı çıkmış, Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı denetiminden yana tavır koymuş, savaş hali bahane edilerek özgürlüklerin askıya alınamayacağını söylemişti. Görevdeyken özgürlüklerin kısıtlanabileceğinden söz etmiştir.
Trafik polisinin olduğu yerde trafik ışığının önemi yoktur. Ama Sezer ne hikmetse trafik ışıklarında dururdu. Bence Türkiye'ye çok zaman kaybettiren bir cumhurbaşkanı oldu. Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un ifadesine göre; Sezer 29 Nisan 1999 tarihinde yaptığı özgürlükçü konuşmasında "metni kendisi yazmadığı için kıraat ettiğini, tilavet etmediğini söyler". Hatta Selçuk'a göre Sezer'in seçilmesinde ilk tur oylama başlamadan önce istifa etmediği için hukuken usulsüzlük bile vardır. İşte bu deneyimler sonrasında on birinci Cumhurbaşkanı seçimi gündeme girmiştir. Seçimde AK Parti etkinliğini ne pahasına olursa olsun engellemek için, iki sene öncesinden kavga başlatılmıştı. Oluşturulan sanal cepheleşme sonucu Türkiye e-muhtıra ile tanıştı.

SEÇİMİN GALİBİ YÜZDE 47 İLE AK PARTİ OLDU

Asker "sözde değil, özde" diyerek silah gösteriyor, CHP lideri de "Çankaya son kaledir orası düşürülemez" diyordu. En önemlisi hukuk alanında 367 garabeti yaşanıyordu. (önceki seçimlerde aranmayan bu seçimde aranıyor ve oylama esnasında 367 milletvekilinin genel kurulda olması gerekir) iddia ediliyordu.
İşin aslı ne Erdoğan'ın ne de Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına geçit verilmeyecekti. Anayasa Mahkemesi de 367 kararı ile üzerine düşeni yapmıştı.
Hükümet muhtıraya rest çekti ve erken seçim kararı aldı. Cumhuriyet mitingleri yapıldı. Sonuçta vesayete dur diyen AK Parti %47 oyla seçimin galibi oldu. Bu noktada kriz devam edebilirdi nedeni de AK Parti'nin 367 vekili yoktu, 341 milletvekili vardı. Devlet Bahçeli tıkanıklığın aşılmasında elini taşın altına koyarak Cumhurbaşkanının seçilmesinde rol aldı.
MHP ile AK Parti aynı krizin bir daha yaşanmaması için anayasa değişikliğinde anlaştı ve referanduma gidildi. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceği Anayasa değişikliği referandumu %69,1 evet oyu ile kabul edildi. Bu referandum başkanlık modeline geçişin işaret fişeği oldu. Halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı ise Recep Tayyip Erdoğan oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından devlet aygıtının daha hızlı çalışması için AK Parti ve MHP model değişikliğine gitme kararı aldı. 2017 referandumu ile de sistem değişikliğine gidildi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi/başkanlık modeli, 16 Nisan 2017 tarihinde %51,4 oy oranı ile kabul edildi. Cumhurbaşkanlığı seçim krizlerinin yaşandığı ülkemizde bürokratik vesayet ancak halkoyu ile/başkanlık sistemi ile ortadan kaldırılabilirdi. Bugün için bu başarılmıştır. Bürokrasinin de müdahil olduğu siyasi kriz kaynağı Cumhurbaşkanlığı seçimleri iki dönemdir sıkıntısız yapılmaktadır. Keza başkanlık modeli ile de hükümet kurma, hükümeti gensoru ile düşürme gibi istikrara müdahale dönemlerine nokta konmuştur.