Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Vatandaştan mektup var!..
23 Mart 2019 Cumartesi, 08:16

Son izlediğim dizi, 'House Of Cards'tan biliyorum. Amerikan başkanlarına mektup yazma adeti var ülkede. Bizim başkanın bir gün bu mektuplardan birini okuyacağı tutuyor ve 'ağır küfürler' içeren bu mektup başkanda takıntı haline geliyor.

Her yaptığı işi doğru yaptığını sanan Başkan, nasıl olur da 'halktan biri'nden böylesi ağır hakaretler ve küfürler işitir.
Başkan artık o kişiden gelen mektupları okumadan edemez. Ve her seferinde sarsılır, yıkılır.
Sonunda bir FBI ajanını adama gönderir, o mektupları yazmamaya ikna için.
Oyun bu ya. Okuma geç oysa. Ama işte dedik ya, takıntı haline geldi başkanda o mektuplar diye.
Amerikalı yazar Sam Bobrick'in kaleme aldığı 'Halktan Biri'ni, sağ olsun Nilüfer Tiyatro Festivali kapsamında Nazım Hikmet Kültürevi'nde izleme şansı yakaladık.
Yönetmenliğini Bahtiyar Engin'in yaptığı oyun 'politik- güldürü' türünün iyi örneklerinden.
Politika ve güldürü zaten her ülkeye uyar. Hangi ülkede abuk sabuk politikacılar varsa, ahali de ağlanacak haline güler! Oyun, sadece bu haliyle bile evrenselliği yakalamış halde.
Yani, Şilili, Rus, Hintli, Mısırlı kim otursun izlesin kendi başkanından söz edildiğini sanabilir.
Anımsıyorum bu 'tekst'i AST'ın oyuncuları ve rejisiyle bir kere daha izlemiştim. Galiba yine Festival bünyesinde. Hangisinde daha çok gülmüştüm diye düşündüm ve...
Travis Pine rolünde Levent Ülgen'i, FBI ajanı Tom Walker rolünde de Galip Erdal'ı daha başarılı bulduğumu söylemeliyim. Sahne ve dekor tasarımında Barış Dinçel ve oyunu, matematik bir kurgu ile sahneye koyan yönetmen Bahtiyar Engin de alkışı hak ettiler.
İzledik, güldük, eğlendik ve 'iyi ki şu işler bizde değil Amerika'da oluyor!' diye sevindik!..

HEPİMİZ YENİ ZELANDALIYIZ!..

Yeni Zelandalı Müslümanlar cumayı bizim coğrafyaya göre 10 saat önce kılıyor.
Dolayısıyla bu ülkede cuma saatinde ne olup bittiği erkenden elimizde.
Bazı fotoğraflar gördüm, gözlerim doldu yeminle.
Biri Ardern'in çok inandırıcı olan haleti ruhiyesi.


İkincisi, Yeni Zelanda'nın gerçek sahibi bir Mauri, bir Müslüman'a taziyede bulunuyor.
Terör saldırısı acıydı, hapimizi yüreğinden vurdu.
Görüyoruz ki, bu acıyı yaşamak için Müslüman olmak gerekmiyormuş.
Bir gazete ilk sayfasının tamamını Arapça 'Selam, barış' sözcüğüne ayırmış.
Polis, asker fark etmemiş, Yeni Zelandalı kadınlar katliam sonrası yaşanan bu ilk cumaya başlarını örterek gitmişler. Televizyonlar cuma namazını canlı yayınlamışlar.
Başbakan Jacinda Ardern de, başını örten kadınlardan biri.
Diyor ki: 'İslam'ın Peygamberi diyor ki; karşılıklı şefkat, merhamet ve sempatileri ile inananlar tek bir beden gibidir. Vücudun herhangi bir kısmı acı çekerse, tüm vücut acı hisseder.'
Dil, din, ırk ayrımı olsa da biz de aynı acıyı hissediyoruz diyor yani...
Ve çok samimi.