Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Son şampiyon da gitti
15 Mayıs 2018 Salı, 08:16

Şampiyon kadrodan kalan son isim de gitti...
10'un adı Pablo Martin Batalla'ydı..
Ve o bizim için Mesut Şen gibi, Ersel Altıparmak gibi, Sedat 3 gibi, Nejat Biyediç gibi simge bir isim oldu.
Adını 'unutulmazlar' arasına yazdırmayı başardı. Artık o, ne yaşlanacak gözümüzde, ne de çekip gidecek gönlümüzden.
Dünya durdukça yaşayacak. Ve bu coğrafyanın çocukları ve gençleri, 25-30 yıl da geçse, Batalla'yı anlatıyor olacaklar, çocuklarına, torunlarına...

Uzak ara liderdi...

Gol atan oyuncunun istatistiği tutuluyor, asist yapanın da. 'Pozisyon üreten pas istatistiği' vardı, bir ara gördüm. Bir yerde yayınlandı.
Batalla uzun yıllar bu istatistik kaleminde, uzak ara liderdi.
Gol de attı, asist de yaptı. Ama onun alameti farikası, yani imzası, yani marka değeri bu istatistikti:
Pozisyon üreten pas!
Ahım şahım bişey söylediğimi düşünmüyorum. Her Bursasporlu gayet iyi biliyor ki, Batalla devreye girinceye kadar maç öylesine sürer, Batalla alır inisiyatifi eline ve akabinde gelsin pozisyonlar ve/veya goller.
Oynadığı yıllar boyunca hiç değişmedi bu gerçek.
Ve biz taraftarları, hayranları olarak merak içindeyiz şimdi, yeri nasıl dolacak diye.

Bir gün dönecek

Pablo Martin Batalla'nın vedası bile ne kadar karakterli biri olduğunun kanıtı. Futbol bir endüstri ve artık kariyer planları 'sinekten yağ' temelinde yapılıyor. Bütün iyi futbolcuların 'asıl piyasada' değer erozyonuna uğradıkları yıllar, Türkiye gibi, Çin gibi, Katar gibi ülkelerde 'giderayak ne toplarsak kâr' hesabıyla yapılıyor.
Bu bakış açısıyla Batalla da istese Bursaspor'da bir yıl daha oynar, 2-3 milyon Euro canlıyı haneye yazabilirdi.
Ama yazmadı. Çünkü 'bu haliyle' anımsanmak istedi. Çapı düşmüş, ayakları gitmeyen, beli dönmeyen, bazen de verdiği pas yerini bulmayan Batalla'yı göstermek istemedi taraftarına.
Tek tesellimiz, çok değil 2-3 sene sonra teknik adam olarak görebiliriz onu bur(s)alarda...

Deve dikeni adaylar!

Andy-Ar'ın sahibi araştırmacı Faruk Acar, Ak Parti'de de 'güçlü' isimlerin aday olduğunu anlatırken dili sürçmüş 'deve dişi gibi adaylar var' diyecekken, 'deve dikeni gibi adaylar' demiş.
Deve dişi övgü tabii, deve dikeni ise, bakalım neymiş?
Deve dikeninin adı 'Harese!'
Arapça 'hırs' sözcüğünün kökeni de bu sözcük.
Develer bu dikeni gördüklerinde koparıp çiğnerlermiş. Keskin ve iğne gibi olan bu dikenler devenin ağzında yaralar açarmış. O yaralardan akan tuzlu kan devenin çok hoşuna gidermiş. Deve yedikçe ağzı kanar, ağzı kanadıkça deve kendi kanının tadından zevk alırmış. Ve eğer bu duruma engel olunmazsa, deve kan kaybından ölürmüş.
Zülfü Livaneli'nin 'Huzursuzluk' kitabında da, Arzu Arınel'in 'Son Osmanlılar' kitabında da, aşırı hırsın sonunda gelmesi kaçınılmaz acı son bu hikayeyle birlikte pek güzel anlatılır.
Dönersek yeniden Faruk Acar'ın 'deve dikeni' benzetmesine.
Bizim halk arasında 'Deveye diken...'diye başlayan argo bir atasözü var.
Yani insana kötülük yapmaktan çekinme, kötülükten bişey olmaz, asıl maraz iyilikten doğar manasında. Ah ne olurdu atalar şu lafı şöyle söyleseydi de rahat rahat yazabilseydik:
'Deveye diken, insana kötülük eden yaranır!'