Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Prompter azizliği
05 Haziran 2018 Salı, 08:30

Fi tarihi. ÇGD Başkanıyım. Gazeteci Yeşim Doğan beni bir radyo söyleşisi için ikna etti. Ödüm patlıyor, çünkü özümde 'mikrofon fobisi' var. Tuttum soruları da cevapları da kendim yazdım. Koydum önüne Yeşim'in. O soruları okuyor, ben cevapları. Tıkır tıkır gidiyor program. Derken Yeşim yaptı cinliğini ve cevabın biri tam bitmişken 'Nasıl yani?' dedi. Öyle bir soru yok kağıtta! Haliyle yüzüne fener tutulmuş tavşan gibi kaldım ortalıkta:
'Kem küm az önce de şey ettiğim gibi, eee!'
(Program bittikten sonra Yeşim'i boğmadıysam, bundan sonra kimseyi boğmam.)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşurken dikkat edin.
Bir sağa döner, bir sola. Karşıya bakmaz. Çünkü karşıda 'prompter' yok.
Bilmeyenler için söyleyeyim, televizyoncuların, bilhassa haber spikerlerinin kullandığı bir alet bu. 'Elektronik suflör' de denilen bu alette, konuşmacının lafları, onun konuşma hızına göre akar.
Konuşmacı da, oradan okur. Dinleyici- izleyici bilmez prompteri. Çünkü üç ayaklı bir sehpa üzerinde bir camdan ibarettir alet.
Erdoğan'ın Diyarbakır'daki konuşmasında prompter, bilinmeyen bir nedenle durdu.
Dolayısıyla Erdoğan da durdu.
Oysa Erdoğan ile ilgili genel algı, belagatının, hitabetinin, retoriğinin çok iyi olduğuydu.
Nasıl oldu da, bu kadar iyi bir hatip 'prompter bağımlısı' haline getirildi, hayret.
Belki çok konuşmaktan, belki günde 2-3 kez mikrofon başına gelmesinden, belki de bilmediğimiz başka bir nedenden. Erdoğan artık promptersiz konuşamıyor.
Promptersiz konuşamamak o kadar da kötü bişey değil.
Hata yapmıyorsun, dil yaresine sebep olmuyorsun, 'bülbülün çektiği dilinden' durumuna düşmüyorsun. Beni üzen Erdoğan'ın o prompter krizini, 'doğaçlama' bir iki lafla aşamaması oldu.

Anket yanılgısı...

Ali Koç'un Fenerbahçe'ye başkan olması, (toplumun bir kesiminde) taraflı-tarafsız herkesi neden umutlandırdı? Neden toplumun bütününün 'değişim' istediği gibi bir algı yaratıldı?
Bir araştırma şirketi 5 bin kişiye sormuş: 'Ali Koç mu, Aziz Yıldırım mı?' diye.
Bu araştırmanın ön bulguları Ali Koç'un yüzde 71, Aziz Yıldırım'ın ise yüzde 29 oy alacağını ortaya koymuş. (Nitekim yüzde 76 ile kazandı Koç.)
Aynı araştırmada 'peki size göre kim kazanır?' diye sorulmuş, bu soruya oranlar yüzde 55 Ali Koç, yüzde 45 Aziz Yıldırım şeklindeymiş.
Yani... İnsanların 'siz kime oy vereceksiniz?' sorusuna verdikleri yanıt ile 'size göre kim kazanır?' sorusuna verdikleri yanıtlar farklı.
İstanbul'da bu işler hep böyle oluyor.
Vakti zamanında da, 'Ben doktora (Nurettin Sözen) verecem ama Dalan kazanacak!' durumu vardı. Doktor kazandı.
Bu örneklerden 24 Haziran için bir çıkarımda falan bulunacak değilim.
Peki ne yapıyorsun diyecek olursanız, kendi kendime sayıklıyorum işte!

Kim kazanırsa kazansın!

Dünya bayan tenisini bir dönem domine eden kız kardeşler, Serene Williams ile Venüs Williams 'grand şlem' turnuvalardan birinde finale çıkıyorlar.
Bir gazeteci babalarına mikrofon uzatıyor ve 'Gönlünüz hangi kızınızdan yana?' diye soruyor. Babanın cevabı aynen şöyle:
'Kim kazanırsa kazansın, kupa bizim eve gelecek!'
Türkiye Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi finalinde Tofaş'la Fener finale adını yazdırdı ya.
Herkesin aklına şu soru geldi haliyle:
Acaba Ali Koç, ailesinin en büyük hissedarı olduğu Tofaş'ı mı tutacak, yoksa taze başkanı olduğu Fenerbahçe'yi mi?