Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Pitidapça hıyararşi!
09 Kasım 2018 Cuma, 08:11

'Avel tiri zopka, tarimko hulogezor mendiri çıpyer!'
Yukarıdaki cümleyi bile isteye 'Pitidapça!' yazdım.
Pitidapça, siz ölümlü fanilerin bildiği bir dil değil. Bu dili bilse bilse, perşembe akşamını Çekoslovak (o zamanlar henüz Çek Cumhuriyeti ve Slovakya diye ayrılmamışlardı) yazar Vaclav Havel'in 'Bildirim' oyununu izleyen üst düzey tiyatroseverler bilir!
Nilüfer Kent Tiyatrosu'nun bu sezon sahneye koyduğu oyunu izlemek için Nazım Hikmet Kültürevi'nde yerimize oturduğumuzda...
Ekseriyetle 'pitidapça' oynanan bir oyunu 'bu kadar' anlayabileceğimizi pek öngörememiştik. Oyundan anladığımız 'bu kadar', şu kadar:
Devlet dairesi gibi bir yere, akla ziyan bir bildirim yapılır. Bu bildirim yeni ve üstün bir dille yazışmayı emretmektedir. Bildirim resmidir ve bundan böyle herkes bütün kaydı- kuydu yazışmaları bu yeni dille yapmak zorundadır. Bu dilin kursu açılır, dersleri verilir. Çeviri bürosu açılır. Çeviri bürosuna başvuracaklara dilekçe yazılır, dilekçe yazacaklardan pitidapça bilmeleri istenir. Mühürdü, imzaydı derken, evraklar havada uçuşmaya başlar.
Herkes biliyor gibi davranır ama gerçekte bu dili çekip çeviren bir-iki kişiden başkası değildir. Müdürler, müdür yardımcıları dil bilmek- bilmemek üzerinden koltuk kavgasına, çıkar kaygısına, makam- mevki derdine düşer.
Hem hantal bürokrasi, hem anlaşılmaz bu yeni dil derken...
Hantal ve battal bürokrasinin çarkları önce kendi memurlarını öğütmeye başlar!
Nedendir bu itaat? Bu manasız bildirime neden bürokratik 'hıyararşi'den (hiyerarşi yazmayı biliyorum!) bir kişi bile itiraz etmez, bir kişi bile bu anlamsızlığı dile getirmez, herkes bu yeni duruma neden uyum sağlıyormuş gibi yapar!
NOT: İlk cümledeki hulogezor, 'hulegozor' olacaktı, iki harf yer değiştirince anlam nasıl da kaydı. Umarım yanlış anlaşılmadı!

'HAVEL'İ RUHİYE!..

Metinlerin yazıldığı dönem çok mühim. 'İnsert'ten okuduğuma göre, Havel oyunu 1965'te yazmış. Yani 'Prag Baharı' henüz yaşanmamış. Ama söz konusu 'bahar'a doğru bir gidiş var.
(Yıl 1968. Çekoslovakya reform yapmaya kalkmış, o zamanki adıyla Varşova Paktı ülkeye Rus tankları ile dalmıştı. Prag'da bu sebepten bahar gecikmiş, bir türlü gelmemiş, ülkede yaşanan gerginlikler ve olaylar silsilesi, sosyalizm üzerine düşünen ve tartışan dünya ahalisinde derin yarılmalara sebep olmuştu. Dönemi daha iyi anlamak isteyenler için Bkz.Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, kitap da olur, film de!)
Ne diyorduk, Havel'in oyunda anlattıkları, işte tam da bu 'sözde' sosyalizm bürokrasisinin anlamsızlığını eleştirmeye yönelik belki de.
Meraklısına: Havel, 80'li yılların sonunda, 'duvarlar yıkılıyor' döneminde, 'bir öğrenci öldürüldü' haberiyle başlayan bir süreç sonrasında Cumhurbaşkanı oldu. O öğrencinin ölmediği sonra ortaya çıktı. Bu haberi yapan tırnak içinde 'gazeteci'nin Havel'in basın danışmanı olduğu dedikodusu hâlâ yapılır!

PERFORMANSLAR...

Çok uzattık gelelim sadede. Abartılı dekoru ve daha abartılı kostümlerle ilgili eleştirimizi, 'oyun zaten absürt' diyerek halı altına süpürürsek, Kent Tiyatrosu'nun (Kanlı Düğün ve Cambazın Cenazesi'nde de aynı oyuncuları gördük çünkü) artık görmeye alıştığımız oyuncuları, oyunun hakkını bana kalırsa verdiler.
Durumun kendisi bizatihi saçma sapan olduğu için, tipler de taammüden 'karton' karakterler haline getirilmişti, yönetmen Işıl Kasapoğlu tarafından.
Çıkışta değerlendirme yaptık arkadaşlarla. Oyunu beğenmeyenler olduğunu da yazayım burada.
Ve, Nilüfer Kent Tiyatrosu her sezon repertuvarına kattığı oyunlarla, bir sezonda 3 oyun birden koymalarla, geçen sezonun oyunlarını takvime almalarıyla, 'alternatif tiyatro teşkilatı' gibi çalışıyor ki, asıl büyük alkış bu genel hal ve gidişe tutulmalı bence...
Teşekkürler, Belediye'ye ve emeği geçen herkese.