Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Muharrem'le Nagihan!..
01 Haziran 2018 Cuma, 07:38

Unutulmaz bir yayın oldu. İzlenme oranı 19 olarak açıklandı, ki televizyon dünyası iyi bilir, mükemmel bir reyting bu. Yüzlerce televizyon var, filmler var, maçlar var, var oğlu var.
Bu sayının izahı; herkes onu izledi gibi bişey.
Muharrem İnce'nin Habertürk'te gazetecilerle bir araya geldiği programdan söz ediyorum.
İnce gazetecilerle bir araya geldi ama maçın 'Muharrem'le Nagihan' arasında geçeceği, başından belliydi.
Bizim ahali ve bu ahalinin mahallelerinin ortak bir hususiyetleri var.
Televizyona çıkan insandan, hislerimize tercüman olmasını bekleriz. Hele de elemanın bizi temsil ettiğine inanıyorsak.
Muharrem İnce öyle bir performans gösterdi ki, tırnak içinde 'çirkef, adi ve maksatlı' sorular karşısında. O'nu seven herkesin yüreğine su serpildi.
Bende oluşan duygu, 4-5 kere hem de, 'vurdu gol oldu' şeklinde.
Altta kalmadı adam. Ezilmedi, büzülmedi. Dahası atak yaptı.
'60 akıl 70 fikir' olduğunu kanıtladı.
Hazırcevaptı ama 'zeki ve ince' olmaya özen gösterdi. Saldırıya hiç geçmedi.
İstese Nagihan Alçı'ya 'gazeteci maaşıyla nasıl yalı sahibi oldun?' diye kontra yapardı, yapmadı. İtiraf ediyorum, böyle bir liderlik sahneleyeceğini öngörmemiştim. Dolayısıyla, 3-5 ay önce, 'Burası İsveç-Norveç değil, burada siyaset yapan insan fazla beyefendi olmayacak, lafa laf paya pay olacak' diyen içsesim haklı çıktı.

Zeki, nüktedan, hazırcevap
Hazırcevaplık, Türk siyasi liderliğinde önemli bir özellik. Yakın tarihten Süleyman Demirel en tipik örnekti. Kürsüde ise ve kimse laf atmıyorsa, itiraz etmiyorsa söylediklerine, karşı çıkmıyorsa ortaya koyduğu fikirlere, resmen performansı düşerdi.
Ama karşısında birileri bıdı bıdı yapmaya kalktığında, 'etki değeri'ni resmen ikiye-üçe katlardı. Televizyondan canlı yayınlanan bütçe görüşmeleri Demirel'in 'zirve' yaptığı anlar olmuştu. Çünkü karşısında sevenleri-partilileri değil, muhalifleri olurdu. Onlar da laf atmadan duramazlardı.
Bu özelliğini Turgut Özal da biliyordu ve bir seferinde ANAP grubuna 'Demirel'e laf atmayı' yasaklamıştı. Çünkü her laf 'raket etkisi' yapıyor, kendi kalelerine gol oluyordu.
Hasılı, Muharrem İnce de fazlasıyla hazırcevap. Üstelik rahat, nüktedan ve 'teatral'.
Erdoğan'ı kendisine 'ekonomi öğretsin diye' TV oturumuna çağırması, hatta bunu yalvarır gibi yapması -sizi bilmem, bana göre- retoriğin kralıydı!
Ve Nagihan Alçı'ya söylediği, 'Bu soruyu Erdoğan'a sorabilir misin?' kontrası, hem demokrasi ve basın özgürlüğü tartışmalarında çok köpürtülecek, hem de halk arasında dillere pelesenk olacak gibi...

Eleştiremediğini övme, övemediğini eleştirme
Beğen beğenme, bu da benim gazetecilik mottom. 31 yıllır bu işin içindeyim. Tamam, yerel siyasete çok bulaşmadım, hele 'kulis' muhabbetlerine girmekten bilhassa imtina ettim ama...
Bizimki gibi ülkelerde ne yazarsan yaz, ucu zaten öyle veya böyle politikaya dokunur.
'Eleştiremediğini övme, övemediğini eleştirme' ilkesini 'bu aralar' peydah ettim.
Çünkü bizim gazeteciliğe başladığımız yıllarda eleştirinin olumlusu da olumsuzu da, gazetecilik gereği sayılır, her ikisinin altında da ne çapanoğlu, ne de buzağı aranırdı.
Şimdi bakıyorum ortalığa.
Bazı adamlar ha babam de babam yerden yere vuruluyor.
Bazıları da mütemadiyen göklere çıkarılıyor.
Aynı adamı hem göklere çıkaran, hem yerden yere vuran bir Allah'ın kulu yok.
(Yeri gelecek Muharrem İnce'yi 'ağır' eleştireceğim diye yazdım bu satırları)