Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Kırmızılı kadın ve duran adam
18 Kasım 2018 Pazar, 08:35

Haberi okurken 12 Eylül sonrası geldi aklıma. 'Akrep Nalan' isimli azılı bir terörist girmişti iddianame metinlerine. Çok sonraları Halil Nebiler isimli acar bir polis adliye muhabiri patlattı acı gerçeği: 'Akrep Nalan' diye suçlanan kadın, evinde oturan, örgü ören, etliye sütlüye karışmayan, halis munis bir ev kadınıydı. Değil terörle alaka, yanlışlıkla bir karıncayı bile ezmişliği yoktu.
Suçlu olmanın psikolojisi bellidir.
İnsan kabullenir, verilecek cezayı içselleştirir.
Kişioğlu suçlu değilse ve fakat üzerine bir suç isnat ediliyorsa, bunun adı iftiradır.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, gözaltına alınan akademisyenlerle ilgili açıklama yapmış.
Açıklamada akademisyenlerin 'Gezi eylemleri' sırasında hükümeti yıkmaya teşebbüs ettikleri iddia edilmiş. Akademisyenlerin 'Gezi'de yurt dışından profesyonel eylemciler getirttikleri tespit edilmiştir' denilmiş.
Bu profesyonel eylemciler de şunlarmış:
Duran adam, piyano çalan adam, kırmızılı kadın!
İstanbul Emniyet'ine şu hukuki açıklamayı yazmaktan kendimi alamıyorum:
Hükümeti yıkmak veya devirmek suçsa, hiç durmayın gidin Kemal Kılıçdaroğlu ve bütün CHP'lileri, Meral Akşener ve tüm İYİ Partilileri, hatta kimi MHP'lileri ve kaldıysa 'Bu hükümetten kurtulmak lazım' diye düşünen bütün vatandaşları toplayın.
Hükümeti devirmek suç değil, siyasi bir hedef çünkü. Bütün seçimlerde hükümet devrilmeye çalışılıyor, yenisi kurulsun diye ama bir türlü başarılamıyor.
(Haa, devleti yıkmaktan söz ediliyorsa bir yerlerde, işte o başka!)

'TERSİNE GÖÇ' TUTAR MI?

Beşeri sermaye de normal sermaye gibi ürkek. Yani insan denen varlık da, rahat yaşayabileceği, rahat kazanabileceği, düşünebildiğini rahat rahat ifade edebileceği, insanlığa faydalı işler ve uğraşlar içindeyken başkaca kaygıları olmadan araştırma yapabileceği coğrafyalarda bulunmak istiyor. Bunun için de göç ediyor.
Aklı fikri yerinde insanların böylesi gidişlerine 'beyin göçü' diyoruz.
Bir memlekette beyin göçü yaşanıyorsa, o memleket kalan beyinlerle idare etmek zorunda!
Sonunda içimizden biri, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Mustafa Varank çıkıp, 'tersine beyin göçü'nden söz etmeye başladı.
İş işten geçti mi, emin değilim! Çünkü gençleri, bilhassa akıllı gençleri ülkede tutmak zorlaştı.
Rakamlar ortada. 2017 istatistiklerine göre Türkiye'den yurtdışına gidenler bir önceki yıla göre yüzde 42.5 artmış. Tam 253 bin 640 kişi göçmüş.
Bu 253 bin kişinin, yüzde 14.4'ü 20-24 yaş grubu, yüzde 15.5'i 25-29 yaş grubu, yüzde 12.3'ü de, 30-34 yaş grubu.
Yani? 125 bin civarında genç beyin sırra kadem, ara ki bulasın. Çağırsan gelir mi, geldiğinde iyi ki gelmişim der mi, ilk fırsatta yine tüyer mi, belli değil.
Dünden bugüne, yurtdışına göçme nedenleri değiştiyse, bakın orasını bilemem işte!

GERİ DÖNÜŞ BAKANLIĞI

Gerek Kafkas ülkeleri, gerekse Balkan ülkeleri 'insansız' hiçbir şey yapılamayacağını anlamış olmalı ki, çok ülkede bu işin bakanlığı kurulmuş: Geri Dönüş Bakanlığı.
Onlar beyinli mi beyinsiz mi bakmadan, gelsin, yeter ki insanımız geri dönsün diye kesenin ağzını açmış durumda. (Villa gibi ev veren, çocukların üniversite bitene kadar tüm eğitim masraflarını üstlenen ülke var)
Ama ne gelen var ne giden, bildiğim kadarıyla. Tren bir kere kaçıyor çünkü sosyolojide. Bir daha da uğramıyor o semte!