Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
'Her kız sadece bir adamı sever!'
05 Ekim 2018 Cuma, 07:50

'Kırmızı Pazartesi'deki anlatılan 'bekaret' kaynaklı cinayetin sadece kendi köylerinde cereyan edebileceğini sanan Alman köylüsü kadın, Gabriel Garcia Marquez'e mektup yazıp 'sen bizim köyde olan biteni nerden biliyorsun' demiş ya.
'Kanlı Düğün de böyle bir hikaye.
'Yöresel ve töresel' insanın konuları kısıtlı zaten:
Aynı adamı seven iki kız, aynı kızı seven iki adam, zengin oğlan fakir kız, (veya tersi) babamın katili meğer amcammış, toprağımız adil paylaşılmamış, (yavuklular çeşme başında buluşurmuş) ağa marabanın karısına göz koymuş vesaire...
'Kanlı Düğün'de anlatılan hikayenin bizde türküsü bile var, 'vur davulcu vur davulu güm güm gümlesin, kız oğlanı sevmiş dünya malı neylesin' diye.
Evlendiği halde eski aşkını unutamayan bir adam, başkasıyla nişanlanmak üzere olduğu halde bu adamı unutamayan bir kız.
Ve 'bu kız' için birbirine 'piçak' çeken iki delikanlı. Tıpkı doğa belgesellerindeki gibi, dişi için birbirini öldürmeye kalkan iki kişi.
İşin sırrı, bu basitliği şiirsel ve/veya destansı hale getirmekte. Orada karşımıza çıkan...

FEDERİCO GARCİA LORCA...

İspanya iç savaşında milliyetçiler demeye dilim varmıyor, faşistler tarafından kurşuna dizilen İspanya'nın en önemli sanatçılarından, ozanlarından, (piyano ve resim de var abide) Lorca, yaşadığı yılların İspanya'sının kırsalından epey beslenmiş.
'Kanlı Düğün'de de, 'Ya yoksa bu da Anadolu'da bir yer mi!' diye izlediğimiz 'Bernanda Alba'nın evi' ve 'Yerma'da da hemen hemen aynı hususa dikkat çekiliyor:
İspanyol erkekleri de zorda ama kadını daha da zorda!
Zor ne, bildiğin trajedi yaşadıkları.
Kanlı Düğün, 'Erkekler ölüp kurtuluyor, kadınlar da onların yasını ömür boyu tutuyor' fonunda bir eser. Oyunu evrensel kılan bu değer, erkekleri erken ölen bütün coğrafyalarda geçer.

DANS VE MÜZİK BAŞROLDE

Nilüfer Kent Tiyatrosu, tevazuyu rafa kaldırmış. 'Kanlı Düğün'ü, 'dev prodüksiyon' havasında sunarken, elini hiç korkak alıştırmamış. Cüretkar bir hareket, takdir edelim.
Besteler yapılmış özel, koreografiler çalışılmış güzel.
Orkestra bile tedarik edilmiş ki, capcanlı.
'Türkçe flamenko' dinlemeye bile gidilir bu oyuna.
Orkestranın keman çalarken hafif 'Vanessa Mae' havası da yayan solistinin asıl hususiyeti Türkçe flamenkoyu 'Granada gırtlağı'yla söyleyebilmesiydi. (İnşallah vardır böyle bir gırtlak!)
İspanyol aksanlı Türkçe'yle, 'İber bozlağı' söyleyebilen bir solist bulmak, yapımcı Feza Soysal'ın en büyük başarısı olsa gerek. İkinci büyük başarıya gelince, o da büyük alkışlarla karşıladığımız koreografiye. Çıkışta 'koreograf' Sibel Erdenk'in yüzüne de söyledim, 'oyunun başrolünde siz vardınız' dedim. (Dansın bestekarı demekmiş, sözcüğü doğru yazmayı da dün Feza'dan öğrendim)
Yönetmen Barış Erdenk'in şahsında, ışıktan kostüme, dekordan sese herkesi kutlarım.
Müzikler şahaneydi, danslar harikaydı. Ee, bir tiyatrosever daha ne ister...
(Dikkat! Yönetmenle koreografın soyadları tutuyor, bu ikisi kesin bir iş çeviriyor.)