Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Eserle anılmak
22 Eylül 2018 Cumartesi, 08:25

Hepimiz ölümlüyüz. Bir vade sonra, bur(s)alarda, bugün doğanlar bile olmayacak. Örneğin 100 yıl sonra. Nesil, tamamen değişecek. Bırak Bursa'yı, Türkiye'yi, gezegenin tamamında tüm insan varlığı tamamen değişmiş, yenilenmiş olacak.
İnsanlar gidecek yani buralardan, kimse kalıcı değil.
Ama eserler kalıcı. İsimler de öyle.
Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi gibi, Reşal Oyal Kültürparkı gibi, Ali Osman Sönmez Devlet Hastanesi gibi.
Dün temeli atılan Celal Sönmez Engelsiz Sosyal Yaşam ve Eğitim Merkezi de bunlardan biri.
Kimi kitap yazar, kimi heykel, kimi resim, kimi de beste. Kimi de ülke kurtarır, kurtarmakla yetinmez ülkeyi yeniden inşa eder. Mustafa Kemal Atatürk gibi.
Aslolan şu basit gerçek aslında.
Gittiğimizde, buralardan göçtüğümüzde nasıl anılmak isteriz? Biz yokken acaba ismimizden nasıl söz edilecek?
Rahmetli Ali Osman Sönmez 'hayırsever işadamı' olarak anılıyor, eserleri ile yaşıyor yaşayacak. Celal Sönmez de babasının izinde. Uzun lafın kısa hali, büyük 'Sönmez Ailesi'nin bir çalışanı olarak ben de gurur duyacağım, Celal Sönmez Engelsiz Sosyal Yaşam Merkezi hayata geçtiğinde.

EMPATİ KURABİLMEK!

Özürlü dendi, engelli dendi, son dönem moda terminoloji 'dezavantajlı birey'.
Ne denirse densin, yaşamını diğer insanlara oranla 'normal şartlarda' sürdüremeyen kitlenin, ötekilerden beklediğini sadece şu sözcük ve yüklendiği anlam: 'Empati!'
Sık sık vurgulanıyor zaten, bugünün normal bireyleri bir kaza, bir hastalık veya başka bir nedenden 'engelli adayıdır' diye.
Hayatının 2 önemli dönemini 'ortopedik engelli' olarak geçirmiş biri olarak ben söylüyorum 'empati'nin ne denli önemli olduğunu.
80'li yıllarda 6 ay, 90'lı yıllarda 1 ay, okula ve işe koltuk değnekleriyle gitmek zorunda kalmıştım.
İlkinde dizimden ağır bir ameliyat geçirmiş ve 6 ay boyunca koltuk değnekleri ile hem de Teleferik'ten Görükle'ye, toplu taşıma araçlarını kullanarak gitmek zorunda kalmıştım.
İkincisi bir halı saha maçı ve aynı dizde bu kez biraz daha aşağıda bir kırık!
Bu kez bir ay, dünyaya 'bir çift koltuk değneğinin arası'ndan ama 'gazeteci' gözüyle baktım.

BİLİNÇ GELİŞMELİ

Bu 6+1, yedi ayda yaşadıklarımın 7 yıllık bir ağır deneyim sağladığını söylemem herhalde iddialı olmaz. Fizik tedavi sonrası güç bela yürüyebildiğim sırada, yaya geçidinde ağır yürüdüğüm için üzerime üzerime süren sürücüler tipik örnek. 'Bu adamın bir zoru var galiba' diyen bir istisna çıkmadı. Otobüste herkes gibi ayakta duruyorum o günlerde. Çünkü boynumda bir yafta yok, 'bu kişi aracın fren ve gaz etkisini dizinde hissediyor lütfen yer verin' yazan. Ne zorluklar çektim bilirim, benzer durumda olanları anlayabilirim. Örnekleri çoğaltabilirim ama gerek yok.
Bu toplum hukuka, demokrasiye, insan haklarına ne kadar duyarlı ki, sanata, çevreye, azınlıklara, farklılıklara ve konumuz olduğu için söylüyorum 'dezavantajlı bireylere' duyarlı olsun.
Bakın çevrenize! Otobüslere çocuk arabasıyla binmeye çalışan annelere kaç kişi yardım ediyor. Yaşlı teyzelerin market poşetlerini taşımaya yardım eden kaç tanıdığınız var.
Dolmuşta otobüste iki kişilik yer kaplayarak oturan, yanındaki kadını iki büklüm oturmak zorunda bırakan maganda sayısı az mı?
Hasılı, 'bir büyük bilinç' gelişmeli artık bu toplumda.
Engelli çocuklar ve aileleri artık kendilerini yalnız hissetmemeli.
(Bir büyük tuğla kondu dün Bursa'da, bu büyük bilincin gelişmesi uğrunda...)