Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Dua diye buna derim!
01 Ekim 2019 Salı, 08:41

İçimizi rahatlatan, geleceğe daha umutla bakmamızı sağlayan, deprem korkusunu ve kaygısını azaltacak nitelikte iç soğutan hareket, kamuoyunun 'Cüppeli Ahmet' diye bildiği Ahmet Mahmut Ünlü'den geldi.
Cüppeli Hoca bakın neler söylüyor son vaazında:
'Allahım sen bu kırılacak damarları hatları fay hatlarını ayrı ayrı birbirinden bağımsız ufak ufak kır yarabbim, bu gazları ufak ufak çıkart yarabbim, hepsini birleştirme yarabbim, bir anda kırdırma yarabbim.. İstanbul da bu kadar camiler medreseler tekkeler türbeler bu kadar hizmetler var yarabbim...'
Bu kadar içten yakarışa Rabbim'in kayıtsız kalmayacağını umuyor, Cüppeli Ahmet Hoca'yı da, güncel bir olay vesilesiyle gösterdiği duyarlılıktan dolayı kutluyorum.



İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Habertürk'teki açık oturuma canlı bağlandı. İmamoğlu, 'Dua ediyorum biz önlemler alınmadan fay kırılmasın' dediği anda, stüdyodaki deprem uzmanlarından Prof. Dr. Celal Şengör, 'O iş öyle olmaz, bilimde duaya yer yok' diye itiraz etti.
Depremle yaşamaya alışmış milletler, örneğin Japonlar deprem güvenlikli konut, afet öncesi ve sonrası organizasyonlarda falan 10 numara...
(Namık Göz yazdı geçende. Deprem sonrası iletişim kanallarının kilitlenmesine bile önlem almış adamlar.)

TEDBİR VE TEVEKKÜL...

Deprem ve dua konusu açılmışken, bir İslam ulemasından dinlediğim şu 'menkıbe ve hadis' konusuna da gireyim.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Medine'de yeni yaptırdığı Mescit-i Nebevi'de oturuyor.
Bir sahabi devesiyle Mescit'in önüne gelip 'Ey Allah'ın resulü' diyor, 'Burası Allah'ın evi. Devemi bağlamasam olur mu?'
Öyle ya, Mescit'in önü Müslüman dolu. O deveye kim ne yapsın!?
Peygamber 'Bağla deveyi' diyor ve şu sözü söylüyor:
'Önce tedbir, sonra tevekkül!'
Yazıya Cüppeli ile başlamamın sebebi hikmetini çakmışsınızdır:
'Bizde' demeye çalıştım 'tevekkül her zaman tedbire nal toplatır!'
Çünkü her zaman
her işi Allah'a havale ederiz!

KEÇİBOYNUZU DERBİSİ...

Adına hep 'asrın derbisi', 'yüzyılın derbisi' falan diyorlar ama son yıllarda FB- GS derbileri 'keçiboynuzu' kadar bile tat vermiyor.
Yıllardır izlemiyorum zaten.
Bu kez bir arkadaş grubu ile kadim bir organizasyonda bir aradaydık, bir-ikisi hasta Fenerli ve Galatasaraylı olduğu için biz de (iki Bursasporlu) izlemek zorunda kaldık.
Yine, bir kez daha dağ fare doğurdu.
En büyük garabet de bu iki takımın bu oyuna rağmen hanelerine 1'er puan yazdıracak olmaları!

İDARİ SUÇA SPORTİF CEZA!

Puan demişken. Bursaspor'un 3 puanının silinecek olması bende travma yarattı.
Hele de 'puan durumunda' Süper Lig'e 'kalifiye' olunduğunun görüldüğü bu hafta.
Düşünün!
Futbolcusunuz, sahaya çıkıyor, ter döküyor, mücadele ediyorsunuz.
Ve takımınız adına 3 puan kazanıyorsunuz.
Ve fakat idari bir sebepten, bir yönetici hatasından, ve/veya sizin dışınızda gelişen bir olaydan dolayı bu 3 puan siliniyor.
Çıkıp demelisiniz ki aslında!
'Bir dakika ya! O üç puan onların değil benim! Benim bir hatam varsa silin puanı ama o 3 puanın sahibi benim!'
Klişedir ya.
Ekonomik suça ekonomik ceza, idari suça idari ceza vs diye.
İdari bir kabahate sportif bir ceza nasıl verilebiliyor?
Futbolcunun, taraftarın ve hatta bu ihmalde suçu olmayan diğer yöneticilerin günahı ne?
Kabahati olan yöneticiye kes hak mahrumiyetini hatta para cezasını geç git!
Bu tip cezalar geniş kitleleri futboldan soğutuyor, Federasyon bu olguyu dikkate almalı...