Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Diktatör ve komedyen!
10 Mayıs 2019 Cuma, 07:49

Annem rahmetliyi 14 Mart'ta kaybetmiştik. Ne zaman medyada 'Tıp Bayramı' muhabbeti dönse, rahmetle anarım 'Lulufe!'mi!.. Babamı da bir 9 Mayıs'ta kaybettik.
Hoş mu diyeyim kötü tesadüf mü, Kenan Evren de 9 Mayıs'ta bindi gitti dörtkolluya!
Ve Zeki Alasya da 8 Mayıs'ta. Her ikisi de 2015 yılında, babam gibi.
Ne zaman TV'lerde, gazetelerde Zeki Alasya'nın 'seneyi devriyesi' ile alakalı lakırdı dönse, ben de babamı anımsarım. (O da az şakacı değildi rahmetli)
Ama bu yazıda asıl anlatacağım kıyas şu:
Alasya da Evren de aynı günlerde dünya değiştirdi.
Biri komedyen diğeri devlet başkanıydı.
Zeki Alasya sosyal veya konvansiyonel ne kadar medya varsa hepsinde anıldı.
Kenan Evren'in ise iki-üç cılız anmasına bile rastlamadım. Gözümden kaçmıştır belki.
Hasılıkelam, şekilde de görüldüğü ve zaten herkesin de öyle öngördüğü gibi halk, sanatçıları unutmaz ve devlet başkanı bile olsa 'tırnak içinde' idarecileri rahatlıkla unutur.

HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR!

Çinli filozof Lao Tzu'nun uzun hikayesini elimden geldiğince kısaltarak anlatıyorum:
Köyün birinde bir yaşlı adam yaşarmış. Çok fakirmiş ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bile kıskanırmış. Kral bir gün bu atı satın almak için bizim ihtiyara servet teklif etmiş. İhtiyar, 'Bu sadece bir at değil benim dostum, insan dostunu satar mı?' demiş ve teklifi reddetmiş.
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış ve atını krala satmadığı için O'nu ayıplamış. İhtiyar 'karar vermek için acele etmeyin' demiş.
'Bu olayın arkasında ne olduğunu asla bilemeyiz!'
Köylüler ihtiyara gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Yanında da 12 vahşi atla birlikte. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyara gidip özür dilemişler. İhtiyar 'sevinmeyin' demiş, 'ne olacağını bilemeyiz!'
Köylüler ihtiyarla bir kez daha dalga geçmişler.
Derken bir gün vahşi atları terbiye eden ihtiyarın tek oğlu attan düşüp bacağını kırmış. Evin geçimini de o sağlıyormuş. Köylüler gelip 'sevinmemekte yine haklı çıktın' demişler. İhtiyar bir kez daha 'acele etmeyin' demiş. 'Henüz erken.'
Birkaç hafta sonra düşmanlar ülkeye saldırmış. Kral eli silah tutan bütün gençleri askere almış. Köye gelen görevliler ayağı kırık olduğu için ihtiyarın oğlunu askere almamışlar. Köyün gençleri savaşta ya ölmüş ya esir alınmış.
Bildiniz! Köyülüler yine haklı çıktın demek için ihtiyara gelmişler.
Neyse hikaye bu matematikle sürüp gidiyor işte.
Gelelim bu 'kıssa'dan çıkaracağımız 'hisse'ye!
Bir yol biter, yenisi başlar. Bir kapı kapanır, diğeri açılır.
Son günlerde yaşananları, yerel seçim, YSK, İstanbul, İmamoğlu vs vs...
Bu çerçeveden değerlendirmek gerekmez mi sizce de.

TABAĞIMDAKİ DÜŞMAN!

Hergün mangal yapmazsa işleri rast gitmeyen, şişenin dibini görmeden yatağa gidemeyen ve tabii ağzından sigarayı emzik gibi eksik etmeyenlerin beklediği haber Norveç'ten geldi.
Norveç'in kadın sağlık bakanı Sylvi Listhaug, 'İnsanların sigara ve içki içmesine, istediği kadar kırmızı et tüketmesine izin verilmesi gerektiğine inanıyorum' dedi.
Sağlık bakanının hakkından, Norveç'in sağlıklı yaşam guruları nasılsa gelir.
Özümün bu haberden süzdürdüğü husus sadece şu:
Ne zararlı ne zararsız zaten herkes biliyor! En baba zararlıların hangileri olduğunu da.
Bunlar orada öylece dururken, 'sağlıklı yaşam' muhabbetini abartanlar, insanların tüketmekten zevk aldığı ne kadar gıda varsa, (baklava, börek, kebap vs) saldırmaya başladılar. Türkiye'nin sayılı gıda uzmanlarından Prof. Dr. Mustafa Tayyar'ın dediği gibi 'Soframızdaki yiyeceklere düşman olduk' son tahlilde...