Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Buzdolabından sonra...
08 Haziran 2018 Cuma, 07:59

Buzdolabı en sevdiğim 'birleşik' sözcüklerden biri. Malum parayı Türkçe'den kazanıyoruz. Ne zaman bir sözcüğün birleşik mi ayrı mı yazıldığı konusunda tereddüte düşsem, aklıma hemen buzdolabı gelir.
Öte yandan, buzdolabı bu milletin hayatında çok önemli bir yere sahip. Sadece bu milletin değil, tüm dünya ahalisinin.
Çünkü insan ömrünü 10 yıl uzattı bu buluş. Teldolaplı zamanlarda insanlar şimdikinden 10 yıl daha az yaşıyordu çünkü.
Sanırım 70'li yıllarda tanıştık buzdolabıyla. Hafızam beni yanıltmıyorsa, buzdolabının yaygınlaşarak orta halli hanelere girişi epeyce kolay oldu. Televizyon misal daha sancılı bir süreçtir. Bu ülke halkı 'komşuya televizyon izlemeye' gidilen günleri gördü, mahallenin tek televizyonunun karşısına 'nokta miting' yapacak bir kalabalıkta oturulduğu günleri de.
Ama çamaşır makinesi, hele de bulaşık makinesi çook daha sonraki yıllara rastlar.
Çamaşır makinesi de nispeten 'ihtiyaç' gibi algılandı ama bulaşık makinesi bildiğin bir kıskançlık vesilesiydi diğer kadınlar için. Sahip olanlara dudak bükülerek bakılır, 'sosyetik' oldukları dedikodusu yapılırdı.
Önceki gün ve dün biraz içim geçmiş, kaçırmışım.
Sosyal medyada, buzdolabı önünde esas duruşa geçip selam verenleri, buzdolabına sevgiyle- şefkatle sarılanları görünce, gündemin gerisine düştüğümü anladım. Bir eyyam sordum, 'Ne bu fotoğrafların anlamı!' diye.
Bir devlet büyüğümüzün buzdolabı ile refah seviyesi arasında 'korelasyon' kurduğundan söz ettiler.
İyi de birader, hafızam yine beni yanıltmıyorsa, 90'lı yıllarda Avrupa'ya en çok televizyon satan ülkenin Türkiye olduğu yolunda haberler okuduğumu anımsıyorum. Hatta birinde İngiltere'deki 4 evden birinde 'Made in Turkey' etiketli TV'ler olduğunu da okumuştum.
Hasılıkelam, Türkiye'deki refah seviyesiyle, evde kullanılan beyaz eşya arasında bir rabıta kurulacaksa, buzdolabı yontma taş, bilemedin cilalı taş devri kadar eski bu ülkede.
Şu kadar evde mutfak robotu var desene!
(Ya da '54.3 milyon internet kullanıcısı var' de)

Karne günü kâbusları

80'li yıllar. 'Baba' dedim rahmetliye, 'Ben Kaş'a gidiyorum, sen git öğrenci işlerine kaç dersten kaldığımı öğren.' Gitmiş. Oradaki görevli bakmış sonuca, yüzünü üzgün emoji gibi yapıp, 'sizin oğlan' demiş dudak bükerek, '13 dersin sadece birini vermiş, 12'sinden kalmış!'
Aklı sıra babamı eziyor. Peder nüktedan bir Laz. Öğrenci işlerinde ezilecek büzülecek hali yok. Benim kişisel tarihimde çok önemli olan şu lafla kontra yapmış görevliye:
'Aslan oğlum, onu da veremeyebilirdi!'
Öğrencilik hayatımız karne günü kâbuslarıyla geçti. Karnesindeki notları çamaşır suyuyla silip yerine yüksek notlar yazan mı istersin, (O zamanlar daksil yoktu) yoksa bir iki günü dedesine kaçarak geçirip evdeki yüksek tansiyonun düşmesi için zaman kazanmaya çalışanlar mı?
En kötüsü de kaçan karne hediyeleri olurdu. Teşekkür alırsan saat veya futbol topu, takdir alırsan bisiklet hayalleri de suya düşerdi çünkü.

Kötü karne havalandıracak

Bugün karne günü.
Çoğu öğrencinin benim gibi baba şansı ihtimali yok.
Ama onlar da Bursa'da yaşadıkları için şanslı.
Bursa Teleferik AŞ, karnesinde zayıf not bulunan öğrencileri teselli amacıyla bir hafta süreyle Uludağ'a ücretsiz taşıyacağını açıkladı.
Şaşırdınız mı? Valla ben şaşırmadım.
Hep takdir ve teşekkür alanlar ödüllendirilecek diye bir ayet yok bildiğim kadarıyla, ya da kanun...
(Olayın artısı, teleferikte uçarken, kötü karnelerin uçak yapılıp doğaya salınması!)