Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Beni sev ama asla acıma!..
15 Ekim 2019 Salı, 09:06

Vakti zamanında bir arkadaşa çok ihtiyacı olduğu sırada borç verdim. İkişkimiz bozuldu. Adam bana izleyen yıllarda hep tuhaf davrandı. Sandı ki, ondan ekstra minnet bekliyorum. İnsanın böyle de bir fıtratı var. Genellersek, acınacak halde bile olsak bize acınmasını istemeyiz.
Şimdi size bu duygu yoğunluğunun yaşandığı bir edebiyat hikayesi anlatacağım.
Hikaye 'Sözcükler' dergisinde ta 2008'de yayınlanmış.
Nazım Hikmet Bursa Cezaevi'nde yatıyor. Cahit Sıtkı Tarancı da bu çok sevdiği şaire destek mahiyetinde 'Bir Şey' isimli bir şiir yazıp elden yolluyor:
'Bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi/ lazım insana lazım onsuz yaşanmıyor/ ama baba gibi dost gibi yavuklu gibi/ kalb titremeden göz yaşarmadan anılmıyor.. /Bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz/ aşkettiğimiz kendimize dert ettiğimiz/ adını çocuklarımıza bellettiğimiz/ bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor..

**
Bir şey daha var yürekler acısı/ utandırır insanı düşündürür/ öylesine başka bir kalp ağrısı/ alır beni ta Bursa'ya götürür/ Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş/ otur denmiş oracıkta oturmuş/ ta yüreğinden bir türkü tutturmuş/ ne güzel şey dünyada hür olmak hür/ Benerci, Jokond, Varanüç, Bedrettin/ hey kahbe felek ne oyunlar ettin/ en yavuz evladı bu memleketin/ Nazım ağbey hapislerde çürür...'
Cahit Sıtkı'nın 1947'de yazdığı bu şiiri Piraye Hanım'ın arşivinde bulmuşlar.
Nazım şiiri okuyunca 'Bir garip kuş', 'otur denmiş oracıkta oturmuş', 'hapislerde çürür' gibi sözler nedeniyle, sevgiyle de olsa bir başkasının kendisine acıyarak bakmasından rahatsız olmuş ve oturmuş 'Yatar Bursa Kalesinde' isimli şu şiiri yazmış:
'Sevdalınız komünisttir,/ on yıldan beri hapistir,/ yatar Bursa kalesinde./ Hapis amma, zincirini kırmış yatar,/ en ala bir mertebeye ermiş yatar,/ yatar Bursa kalesinde./ Memleket toprağındadır kökü,/ Bedreddin gibi taşır yükü,/ yatar Bursa kalesinde./ Yüreği delinip batmadan,/ şarkısı tükenip bitmeden,/ cennetini kaybetmeden,/ yatar Bursa kalesinde.'
(13 Ekim Cahit Sıtkı Tarancı'nın ölüm yıldönümüydü..)

TEKSAS HER YERE GİDER!

Çok olaylıysa mahalle veya köy, derler ki, 'ohoo bizim buralar Teksas gibi!'
Kastedilen, silahlı külaylı iş ve eylemlerin çokluğu tabii ki.

Bursaspor'un taraftar grubu 'Teksas'ın bu ismi nasıl aldığı konusundaki rivayet biraz değişik. Bir Sakarya deplasmanı. Bir Sakaryalı yol kenarında durmuş, deplasmana gelen yeşil beyaza bürünmüş otobüslere araçlara bakıyor bakıyor ve sonunda dayanamayıp 'Bunlar da aynı Teksas konvoyları gibi' diyor. Vahşi batıda at arabalarının bir yerden bir yere seyrüsefer ederken tek sıra olması hesabı. Biz bu hikayeden ve tarihçeden şunu çıkarabiliriz: Teksaslıların gidemediği deplasman yoktur, olamaz.
Bazen 35 bin kişi giderler, şampiyonluk senesi Olimpiyat Stadı'na gittikleri gibi, bazen de 300 kişi 500 kişi. Van'a da gitse takım taraftarı bulur yanında, Malatya'ya gitse de.
Uzak diye bir yer yok Teksaslılar için.
Futbol dilencisidir onlar ve -atıyorum- takım Amerika'ya gitse, Japonya'ya gitse tribünlerde yeşil beyaz atkı açan birileri mutlaka olur.
Buyurun şu fotoğrafın onlarca yüzlerce benzeri çekildi dün Fransa'da, Paris'te. Hasılı gidebiliyoruz her yere.

LÜKS PSİKOLOJİSİ!

Şu bir klişe artık. Gelişmiş ülkelerin yöneticileri mütevazı evlerde oturur. İşine gücüne gösterişsiz araçlarla, hatta bazen metroyla gider, ara sıra ve sık sık da bisiklete biner.
Az gelişmiş ve/veya gelişmiş ülkelerde ise debdebe, şaşaa, saraylar, lük makam araçları, oturulan kalkılan her yer lüks. (Hatta basit eşyalar bile altın kaplamalı.) Aşağıdaki haber bu duygu ve düşünceyle okunmalı:
Hak- İş Genel Başkan Yardımcısı ve Özçelik İş Sendikası Genel Başkanı Yunus Değirmenci 1.3 milyona makam aracı almış. Ama kampanyadan!
Yani araç aslında 1.8 milyon liraymış. Ben takdir ettim abiyi. Bu sendikaya üye bir işçi olsanız, 1.8'lik aracı, tam 500 bin lira indirimle almış başkanınızı alkışlamaz mısınız!.. Kaldı ki şunu da söylüyor Değirmenci: 'Bu araba benim değil. Benden sonra gelecek arkadaşa bırakacağım..' Abi'ye maaşı da sorulmuş. '30 bin lira ile 50 bin lira arasında' diye cevap vermiş. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde bu tip 'snop'luklar sadece yönetici takımına özgü değil. Bir arkadaş Paris'e gitmiş-gelmiş ve şu izlenimi aktarmıştı vakti zamanında:
'Yolda izde manken gibi kızlar gördüm, hepsinin elinde takoz telefonlar vardı'
Bu yazıyı en iyi yine bir Fransız toparlar! Dolayısıyla yetiş imdada, Jean Jacques Rousseau:
'Rekabet duygusu ve prestij özlemi bireyleri çoğu defa gereksiz harcamalara zorlar. Bu harcama üst tabaka statüsünün sembolü sayılır. Yani davranış rasyonel değil, çevreyi etkilemek, dikkati çekmek gibi psikolojik nedenlerledir!'