Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Ahmet Hakan'la Ekrem İmamoğlu
22 Mayıs 2019 Çarşamba, 07:52

Ahmet Hakan CNNTürk'teki 'Tarafsız Bölge' programına Ekrem İmamoğlu'nu 31 Mart seçim sürecinde ilaç için de olsa bir kere bile çağırmamıştı.
Yine çağırmayabilirdi, buna da kimse bişey söyleyemezdi.
Program onun değil mi, ister çağırır, ister çağırmaz.
Bir hafta önce programda Binali Yıldırım'ı konuk edince, ya vicdan yaptı, ya başka bişey, baktık İmamoğlu stüdyoda.
İlk uyarısı şu oldu Hakan'ın:
'Çok soru var, lütfen kısa kısa cevaplar verin, bütün soruları sorabilelim'
Akabinde programın 3 bölümden oluşacağını söyledi Hakan.

Ve program başladı. Yıllardır 'bu işin' içindeyim. Yanlış anlaşılmasın, gazetecinin soramayacağı soru olmadığını düşünenlerdenim. Yani, bir siyasi bir gazetecinin karşısına oturmuşsa, soru ayrımı yapamaz.
Zor soru diye bir kavram olmaz. Gazeteci beni kışkırttı diyemez. Sinirim bozuldu diyemez.
Daha bir sürü mazeret yazabilirim buraya ama siyasi, bu tip ve tür atmosferlere dayanamayacak biriyse, zaten gitsin evinde otursun.
Bu anlamda Hakan'ı şunu sordu bunu sordu diye ayıplayan kanattan değilim.
Ammaaa...
Konuk sana cevap vermişse, hatta taşı gediğine koymuşsa, ummadığın cevapla yıldızını parlatmışsa, orada da gazeteciye düşen konuyu öylesine aktarmak. Vatandaşın kanaatinin özgürce oluşmasına fırsat tanımak.
Sonuçta bütün soruların, hatta zor soruların da nihai amacı, yansıtma!
Daha basit söylemle, bizim asli görevimiz kişilere ve olaylara ayna olmak.
Program zor ve kışkırtıcı, hatta bazen sinir bozan sorularla böyle devam etseydi, benim için yeterliydi.
İmamoğlu, tam da reklama gdilirken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yapılmış masraflara ilişkin açıklamalar yapmaya başlayınca, program 'süre bitti' mazeretiyle bitirildi.
Büyük ihtimal rejinin uyarılması marifetiyle...
Programın ilan edildiği zamandan önce bitirilmesi, 'Bu adamı televizyona hiç çıkarmayacaktık' hatasının kabulü ve itirafı anlamına gelir bence.
Enteresan bir ülkede yaşıyoruz ve enteresan bir medya ortamına maruz kalıyoruz milletçe.

DALKAVUK VE SOYTARI

İlhan Selçuk'un 'Dalkavuk ve Soytarı' başlıklı makalesi, hem her dönemi anlatması, hem de batı ile doğuyu karşılaştırması açısından, sizi bilmem, benim için başyapıt mahiyetinde.
Memleket idaresinde, kent idaresinde, işyerinde hatta evde bile vardır çünkü bu iki karakterin de temsilcisi. Özetleyerek başlıyorum:
Dalkavuk doğunun ürünüdür, soytarı batının. Soytarı evet efendimci değildir. Kimi zaman efendisini bile eleştirebilir.
Dalkavuk efendisini eleştiremez. Evet efendim der, sepet efendim der.
Soytarı balonları iğneler. Dalkavuk balonları şişirir.
İster yüksek bir makamda otursun, ister bilim adamı, ister kalem erbabı kılığına bürünsün dalkavuğun soytarıdan besbeter olduğunu tarih hep yazar.

EMPATİ YOKSUNLARI

Şu ara kime tahammülün yok derseniz eğer, Bursaspor düştü/düşecek diye keyifli olduğunu ima eden kesimlere. Hele de bu türün, Bursa'da oturup konu komşusu hısım akrabası Bursasporlu olanlarına.
Çok şey anlatabilirim, kent kültüründen, futbol kulüplerinin kentin marka değerine yaptığı katkıdan, ortak payda olması sebebiyle ortak sevinçlerin ve hüzünlerin adresi olmasından söz edebilirim. Uzatmadan söylüyorum:
Bir insan, çevresinde birileri, herhangi bir nedenden dolayı üzgünse, en basit insani davranış biçimi gereği hafif empati yapar, onların hüznüne kederine ortak olmaya çalışır. Sadece bur(s)alarda değil, dünyanın her yerinde bunu bile yapamayanlara 'hödük' denir en basitiyle...